Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

İnsanlık tarihi koca bir gözyaşı

Haberin Devamı

Havaalanı yolundayım. Bir kaç saat sonra Çeşme’de Aya Haralambos Kilisesi’nde okurlarımla buluşacağım. Çok keyifli olmam gerek ama ruhumda bir hüzün var. Bir günlüğüne de olsa sevdiklerimi ardımda bırakmak hoşuma gitmiyor. Fakat salt bu değil hüznümün nedeni. Zihnimde en son evde sevdiceğimle beraber gözyaşlarıyla dinlediğimiz bir Çerkez melodisi; ‘Yistanbılako (İstanbul Yolcuları), aklımda kapağını henüz yola çıkmadan önce kapadığım kitap; ‘Zeve’, gözlerim Yunanistan seyahatinde aldığım notlarda. Dünyanın tüm acılı insanları sanki omuzlarıma çökmüş, benimle birlikte yolculuğa çıkmışlar. Anavatanlarından sürülen Çerkes halkının yürek yangınını dillendiren Yistanbılako, arada dağlar, denizler ve zamanlar olmasına rağmen geçen hafta Korinos’ta konuştuğum Sofia ile Sultan’ın hikâyelerine, 1915’de Van’ın Zeve’sine sığınmış yedi köyün ahalisinin çığlıklarına karışıyor.

“Biz aynı bakıyoruz, aynı konuşuyoruz. Çok benziyoruz. Söyleyin bana neden düşmanız biz?” diye sormuştu Sultan, namı diğer Sonya. Sofia ile Sultan’ın cetleri Kapadokya’da ‘Sevastia’ köyünde doğmuşlar. 1922’de bütün köy halkı Yunanistan’a hicret ettiğinde büyükbaba on, büyükanne beş yaşındaymış. Sevastialılar, Katerini , Selânik kıyılarından içeride kendilerine yeni yurt seçtikleri yere de geldikleri köyün adını vermişler. Aralarında hep Türkçe konuşurlarmış. “Evlenip köyümüzden ayrıldığımızda gittiğimiz yerde hemen bir Türk komşu aradık. Yunanistan’da en iyi anlaştığımız, en seviştiğimiz komşular hep Türkler oldu.” derken, bizimle Türkçe konuşabildiği için gözleri heyecanla pırıldıyordu Sofia’nın. Taze, sıcacık börekle karpuz ikramını yola çıkmak telaşında teşekkür ederek vazgeçirmek istediğimizde; büyükannesinin Kapadokya’dan Yunanistan’a taşıdığı şu sözü söyledi:

“Geldiğin gibi gidersen (ikram kabul etmeden) duvarlar süzülür.” Ev sahibimiz üzülmesin, duvarları süzülmesin diye kabûl edip yedik böreği, karpuzu.

Işid günahına ortak olmak var mı?

Ben bu notlarımı okurken, taksinin radyosunda Suriye meclisinde konuşma yapan bir kadın milletvekilinin avazları duyuluyor. Kulak kabartıyorum. Arapça bilmeme gerek yok. Milletvekilinin haykırarak, boğulur gibi ağlayarak, Işid’in kendisinden saymadığı için katlettiği Müslümanlara ağıdı ve katliamdan kaçmak amacıyla dağlarda aç, susuz saklanan Yezidiler için yardım çığlıkları yüreğimi paralıyor. Daha geçenlerde Işid’e gönüllü toplanması için bir belediyemizin saha tahsis ettiğini okuduğumu hatırlıyorum. Acaba Türkmenlerin, Yezidilerin, Şiilerin, Alevilerin hunharca katlinde kaç Türk’ün Işid piyonu olarak dahli var diye dehşet içinde düşünüyorum...

İçim ürperiyor.

Sonra, düşüncelerim yine ‘Zeve’ kitapçığının giriş sayfasında gözyaşlarıyla okuduğum bir vesikayı resmediyor. “Ermeni ihtilâline dair ‘Tesavir ve Vesaik Albümü’ adlı kitaptan” alınan ve bir öncekinin daha yumuşak olduğuna kanaat getirilmiş ve düzeltilmiş kararın metni şu: Karar II: “Kararı sabıkta her ne kadar beş yaşına kadar olanların kesilmesine karar verilmiş ise de, bu beş yaşındaki çocukların nüfus itibariyle ehemmiyeti derpiş ve ileride mensup oldukları milleti derhatır ederek atiyyen Ermeni milleti için bir tehlike teşkil etmesi melhuz bulunmasından iki yaşına kadar olanların kesilmesine müttefikan karar verildi. İmzalar: Hanzarlı Murat, Kolordu Komutanı: Bünyamin”

Yanlış anlaşılmasın, bunlar Türk ordusunun komutanı falan değiller. Rus işgâline destek veren Ermeni komitacılarının ordusu. Kitabı ağlayarak okudum daha nice benzer acıları da içine katarak.

‘Zeve’ başlı başına bir Kurtuluş Savaşı mücadelesi öyküsü. Orada yaşananlar Çanakkale’den, Gaziantep’ten, Maraş’tan farklı değil. İşgâlciye yaranmak adına iğfal, işkence ve katliam yapan komitacıların dehşeti altındaki köylerimizin kendi köylüsünden başka direnci olmayan bir trajedi ‘Zeve’ katliamı.

Mezarı belirli, belirsiz 32.000 canımızı gömdüğümüz toprakların hikâyesi. Geçen haftaki yazımda da demiştim ya; büyük büyük babalarının, dedelerin, babaların bitmeyen kinlerini ödeyen çocuklar diye...

Birileri din diye, devlet diye, birilerini katletmeye, bebelerini kesmeye, karılarını cariye almaya, ana karınlarındaki doğmayan bebeleri deşmeye devam ettiği müddetçe, yaşayan (bir tek olsa bile) bebe bunun hesabını sormaya devam edecek.

DİĞER YENİ YAZILAR