Bir yerlere sonbahar geldi, bir yerlerden gidiyor. Bayram kimilerine gelirken kimilerini hatırlamıyor. Bazıları yaşamı kucaklarken bazıları yaşamları karartıyor. Niceleri ölmemek için sırtında iki çaput sığınacak yer arıyor, niceleri hiç ölmeyecekmiş de, elindekiler de yetmezmiş gibi, yuvaları, toprakları talan ediyor. Saymakla bitmez, hâsılı bir zıtlık sürüp gidiyor. Tabiatla beraber her birimizin kendi içindeki mevsimler de değişip duruyor. Bir farkımız, insanoğlunun mevsimleri birgün sona eriyor. Ama o bunun ya farkında olmamakta ısrarcı ya da farkındalığına insanlık adına bir anlam kazandırmaktan uzak yaşıyor.
Kederli günler
Müslüman dünyası olarak yine bir dinî bayramın içinde, yine yaşamı, ahlâkı, edebi, dini, yardımseverliği birbirinden farklı anlayan ve uygulayan düşüncelerin çatıştığı bir ortamdayız. İslâm dünyası, bu bayramı coşkuyla, mutlulukla karşılamak yerine, bugünlerin anlamını gerçekten anlamak, içine sindirmek üzere yaşamalı. Müslümanlık ve insanlık için acı, aşağılayıcı, kederli günler yaşanıyor. Bu bayram İslâm dünyası, İslâmı yüceltmek adına ruhunu nasıl besleyeceğine dair ‘çile’ye çekilmeli. ‘Müslüman’lık kisvesi altında ekonomik, politik, siyasî erklerin peşinde olan dikte ettiğinin dışındaki yaşam şeklini cezalandıran, kendini Allah’ın elçisi kabûl eden zihniyetin kollara, dallara ayrılarak, her birinin diğerini kesip biçmeye devam ettiği İslâm âlemini körükleyenlerin, kendilerinin bile, İslâm’ı yücelttiklerine inandıklarına inanmıyorum. Bu yüzyılda, Müslümanların ne Haçlı seferlerine, ne diğer dinlerin saldırısına ihtiyacı kalmadı, kan dökmek, can vermek için. Mezhep farklılıklarından dolayı kesip, biçen Yüce Yaradan’a saygısı ve inancı olmayan zihniyetlerin ardına düşen ve bu yolu “Allah yolu” zannedenlerin çoğaldığı İslâm coğrafyası âdeta kendine karşı Haçlı Seferi devrini yaşıyor. Türbanlıyı, başını örtmeyeni cehennemlik ve ölüme lâyık görmesi için besleyen politikalar farkında değil mi ki; çarşaflı da türbanlıyı, sonra peçeli çarşaflıyı, burkalı peçeliyi günahkâr ve yok edilmeye mahkûm görüyor. Bu silsileyi kadınlar üzerinden yazdım. Zira toplumun aydınlıktan uzaklaşması en bariz kadın cinsiyeti üzerinde karanlığın hakimiyeti ile hissedilir. Bugün ülkemizde, toplumun bir kesiminin, kıyafetlerini çağdaş bulmadığı için yerdiği Cumhurbaşkanı, Başbakanı eşlerinin giysilerini İslâm’a uygun bulmayan ve günahkâr addeden kesimler de var. Bu sizi şaşırtmasın. Zira; dini öğeler toplumu bir kesimin yönetimine bendedecek ve herkesi aynı zihniyete tabii yaşamaya mecbur edecek yönde şekillendirilmeye başlanırsa, kendilerine sunulan din adına emre itaat etmeye alıştırılmış kalabalıkların yeni efendileri olmak için daha vahşi ve saldırgan bir yapıyla gelecekler de sıraya girer.
Keşfetme zamanı
İşte, şimdi, bir dini bayramın daha içindeyken, kutlamaların, kutlanmaların sarhoşluğunu bir yana bırakıp, İslâm dünyasını ve içimizdeki insanı, yaşamı, varlığımızı ve Yaradan’ı anlamak, gerekiyorsa yeniden keşfetmek zamanıdır. Dalai Lama der ki; “Benim sade dinim şudur: İbadethanelere ve karmaşık filozofilere de gerek yok. Beyinlerimiz, kâlplerimiz bizim mabetlerimizdir. Filozofimiz ise; müşfik olmaktır.”
Dalai Lama’nın sözlerini kullandım? Zira özünde Allah’ın tekliği, yüceliği, bağışlayıcılığıyla dünyaya açılabilecek bir din; dinin adını kullanarak ayaklar altına alanlarca öyle anlamından uzaklaştırıldı ki; hırstan, nefretten uzak, insanı, tabiatı bütün içinde gören düşün adamının sözleri belki bir şeyler hatırlatır dedim. Yoksa, kendisini en mükemmel Müslüman gösteren çok yanlış örneğimiz var artık.
Hepinize, içinizdeki en güzeli keşfedeceğiniz, sevdiklerinizde en güzeli bulacağınız ve güzel duygularla besleyebileceğiniz bir bayram diliyorum.
Hırstan, kinden, nefretten uzak...
Haberin Devamı

