Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Her şeye rağmen umudu koruyabilmek

Ne acı bir sonbahar geçmekte ülkemiz için. En sevdiğim mevsim olmasına rağmen, “Haydi artık, geçsin, bitsin de yaşattığı sıkıntıları, kayıpları, acıları, umutsuzlukları, hıyanet ve kırgınlıkları, cenazeleri ve ağıtları geride kalsın, birazcık da olsa teselliye yol alınsın, yeniden umutlar yeşerebilsin, asılmış yüzler, çatılmış kaşlar, buruşmuş alınlar tebessümle aydınlansın” diyorum.

Büyük bir ihtimal bu dilek sadece dilek olmaktan ibaret kalacak. Hani 18 yaşını doldurduğunuzda birden ertesi gün yepyeni bir dünyaya; olgunların, yetişkinlerin dünyasına dahil olacağınızı zannedersiniz de sabah kalktığınızda 19 yaşınızın ilk günü olmasından başka bir farklılık yaşanmadığını görürsünüz ya, işte öyle bir dilek olabilir bu da. Veya her yeni yıla girerken içinizde bir heyecan, bir kıpırdanma olur da yeni yılın hiç bilemediğiniz tatlı sürprizler yaşatacağına dair duygularınız kanatlanır ya, sonra çoğunlukla çabalamalarınızla ve sürekli tazelediğiniz umutlarınızla başbaşa kalırsınız... İşte bu sonbaharın bitimiyle ilgili dileklerim de aşağı yukarı böyle bir netice gösterecek bir ihtimal ama yine de yarına, yeni yıla, yeni yaşa, yeni mevsime dair umudu ve heyecanı kaybetmemek mümkün. Bu gayret her ne kadar lüks olsa da. İnsanlarımız o kadar bedbin, o kadar yılgın ve yarınla ilgili karanlıklar içindeler ki; hayat ağacındaki beklentilerini, heyecanlarını hala daha filizlendirip tomurcuklandırmayı becerebilen, gerçekten duygu hali itibarıyle büyük bir zenginliğe sahip sayılır.

Haberin Devamı

Her şeye rağmen umudu koruyabilmek

Sonbaharı çok sevmemin en büyük sebeplerinden biri, altın, bakır ve ateş renkleriyle hayatımızı dolduran bu muhteşem mevsimi çok kişinin tanımladığı gibi “tabiatın öldüğü mevsim” değil, tam aksine, tabiatın ilk baharda canlanmak üzere toprağın rahmine düştüğü mevsim olarak kabul ediyor olmam. İddiasız, kendinden emin, sakin halini severim sonbaharın. Ilık dokunuşlu güneşi, tatlı esintili rüzgarı ile geceleri yavaş yavaş uzayan, geceler uzayıp serinledikçe insana evini daha da çok sevdiren bir derviş mevsimdir sonbahar. Her sonbahar bana gelecek ilkbahar için umut verir, hayaller kurdurur bir çok sebepten.

Haberin Devamı

Ama işte bu sonbahar... ah bu son sonbahar... Öyle çok kıymetli fidan düşürdü ki toprağa, öyle çok değerlimiz olgun çınarı da çekti ki bağrına, romantizm sarılı hüznü kederle, kasvetle boyandı gitti sonbaharın. İnsanı keyiften çıldırtan o sarıdan kahveye, turuncudan kırmızıya, akajudan abanoza renklerin sardığı tabiat bu gidenlerin hiç birine can veremeyek ilkbahar geldiğinde. Elbet her sonbahar nice ölümlü o son yolculuğuna çıkar, tabiatın kanunu bu. Kimini yakından, kimini uzaktan tanırız gidenlerin. Kimiyle tanışmamış da olsak sever ve ardından gözyaşı dökeriz kaybı için. Ama bu sonbahar bu kadarla kalmadı işte. Sadece bedenleri almadı toprağına bu defa. Haftalardır arka arkaya son yolculuklarına uğurladığımız onca güzel insanla birlikte, onların yaşarken inandıkları ve ardlarında kalan daha nice insanın inandığı nice hayal, umut onlarla beraber toprağa girdi.

Şimdi, bu sonbaharın son ayına yaklaşırken, “Keşke” diyorum, “Bütün bu kayıplarımızı da taze ilk baharla birlikte yeniden aramıza döndürmemiz mümkün olsaydı. Aynen tabiatın yeniden filizlenip, tomurcuklanıp, binbir yeşile sarılan binbir renkle yaşamaya başlayacak olması gibi... Bu düşüncenin nafile oluşu ne kadar hüzün veriyorsa, aynı zamanda bir başka düşünceyle de hafiften bir teselli esintisi getiriyor. Demiştim ya; sadece bedenler değil toprağın aldığı. Dilekler umutlar, hayaller de gömüldü diye. O güzel insanların bedenlerini canlandırmasa bile ilkbahar, aynen tohumlar gibi o güzel umutları, o güzel idealleri ve hayalleri de ılık, karanlık rahminde yağmurlarla besleyip, olgunlaştırıp gün ışığına doğru bırakamaz mı? İlkbaharın güneşiyle gökyüzüne doğru uzayıp dal budak salamaz mı o güzel umutlar? Büyüyüp, kuvvetlenip gökyüzüne uzanamazlar mı? Dallarında kuşlar yuva yapamaz mı? Aydınlığı, fikri hür, vicdanı hür insanları anlatan şarkılar söyleyemez mi kuşlar? Sonra o kuşlar uzaklara uçup diğer insanlara anlatamazlar mı toprağın yeşerttiği umutları? Halen yaşamakta olan insanlar da daha güçlenmez mi toprağın gücünü izlerken? Daha da sıkı sıkıya sarılmazlar mı inandıkları o güzel yarınlara? Umut mezarcıları korkmaz mı o zaman kazdıkları toprağın gücünden? Barış katilleri korkmaz mı kuşların söylediği şarkılardan ve korkmazlar mı sonbaharın gücünden. Hani o sakin, sessiz, iddiasız ve hüzünlü görünen ama bütün mevsimlerin anası olan sonbahardan ürkmezler mi?

Haberin Devamı

Kötülerin, uğursuzların, hainlerin ve yardakçılarının, riyakarların, haysiyetsiz çıkarcıların, megolaman mağrurların korkması, ürkmesi iyidir... Hem de çok iyidir. Biraz daha saldırganlaşır, o kötü özellikleri her ne ise onu biraz daha vurgularlar belki ama yine de iyidir korkuyor, olmaları. En büyük korkuları da yaşarken karşılaşacakları cezalar değildir. Toprağa girdikten sonra bir daha geri gelemeyecek olmak korkutur onları... Hangi mevsimde girerlerse girsinler toprağa.

Haberin Devamı

Dedim ya, tabiatın ilk baharda canlanmak üzere toprağın rahmine düşmesidir sonbahar ve beni her şeye rağmen umutlandırmaya devam ediyor...

DİĞER YENİ YAZILAR