Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Hazan okumaları: Sarı-Turuncu-Kızıl Kitaplar

Haberin Devamı

Melânkolik, romantik ve duygusal bir dişilikle renklenen hazan mevsiminin bende yarattığı duygularla olsa gerek, içlerindeki hüznü umutla, ümitleri de tedavisiz bir hüzünle besleyen kitaplar seçip okumaktayım şu aralar.

Tanıdığım Nâzım Hikmet

“Gelsene dedi bana/Kalsana dedi bana/Gülsene dedi bana/Ölsene dedi bana/Geldim/Kaldım/Güldüm/Öldüm/ Artık özgürdü.” Bu dizeler, 3 Haziran 1963 sabahı kapıya bırakılan gazeteleri almak için evinin giriş katına inip kapıyı açarken oracığa yığılan Nâzım Hikmet’in. “Mavi gözlü dev”in son aşkı, son eşi Vera, o sabah birkaç saat sonra uyandığında büyük şairin soğumuş bedenini ve cebinde bu notu bulur.

Orhan Karaveli’nin Doğan Kitap’tan çıkmış “Tanıdığım Nâzım Hikmet” kitabı; kapağında şairin; “... Öldüğüme yanmam da, buralarda gömerler, ona yanarım...” sözleriyle bezeli. İçeriği sıcacık, samimi ve çok özel başbaşa sohbetlerin verdiği ince, narin, kırılgan ve bir o kadar da cesur bir hayatın izlerini taşıyor.

Nâzım’ın “Hayatımın eseri” dediği ‘Kurtuluş Savaşı Destanı’nın aslında 66 bin dizeden oluştuğunu, büyük şairin hapishanedeyken yazmaya başladığı ve parça parça, Ali Naci Karacan, Peride Celâl gibi güvendiği isimlere postaladığı 46 bin dizenin yok olduğunu okumak içimi bir kez daha buruktu. “Güya korkup yakmışlar. Kopyaları da yoktu. Yazık, çok yazık değil mi?” diyor Nâzım. Hem de ne yazık. Ona hayran olan Ata’nın düşüncelerine rağmen, Nâzım’ı tüketmek isteyenlerin verdiği mücadeleyi okumak, bugüne dek sorup durduğum nice sorunun cevabını verdi bu kitapta. Ona hayanlığım bir kez daha büyüdü. Anlatılan en güzel destan ‘Kurtuluş Savaşı’ destanı çoğaldı yüreğimde ve Atatürk’e hayranlığım sarmalandı bir kez daha Nâzım’ın ona olan sevgisiyle...

Yasak Alan/Uzağın Kokusu

Trabzonlu şair-yazar Mehmet Kuvvet’in ‘Nezih-er’ Yayınları’ndan çıkmış olan ‘Yasak Alan’ kitabının önsözünün de Nâzım Hikmet’in sözleriyle ba∫lamış olması güzel bir tesadüftü benim için. “Kimsesizliğin çokluğunda ‘ışkın’ı, Karadeniz’in bayırında lâhana gofisini, insan silüetini tanıdım. Hortumlar tarla sulamak, pipetler deney yapmak için değilmiş memleketimde. Şimdi mahpus öyküleri yazacağım. Suçum yok, dışarıdayım. Kaldırın demir parmaklıkları, içeri kaçacağım!” diyor. Mehmet Kuvvet. Sonra bir başka sayfada “Seni elime verdiler, bir adım geri durdular. Her hâlde okumuş(tur)lar! Cenazemde yoktular.” ironisi ile sesleniyor. “Yaktıklarım, yazdıklarımı geçmeden dönersin değil mi?” diye soruyor bir bilinmez sevdiceğe. “Vasati kaç kısa çöp yılı ki ömrümüz?” sorusu ise bana Nâzım’ın kendi şiirleri için söylediği “bir yıl yağan yağmur kadar” tanımlamasını hatırlattı okurken.‘ Uzağın Kokusu’ kitabında ise “Eski, ahşap bir evi olmalı insanın, düşlerinde bile olsa. Göl kenarında, yeşillikler içinde kaybolan...” diye başlıyor Mehmet Kuvvet ve bir çoğumuzun bir gün kaçabilmeyi hayâl ettiği, kimimizin ise kaçıp bağrına gömülmeyi başardığı bir duygu düşünü anlatarak başlıyor.

Günlerin Kıyısından Trabzon Yazıları

Attila A∫ut, “ağır ol, sıranı bekle!” dediği düzyazıya kendini bağışlatmak üzere yayınlamış ‘Günlerin KıyısındanTrabzon Yazıları’ kitabını. (Kıyı Yayınları) Elli yılı aşkın süredir gazetelerde, dergilerde yayınlanmış yazılarının ufak bir bölümünü okurla buluşturuyor. Çoğu artık aramızda olmayan ‘güzel insanlar’ın hikâyelerini belleklerde tutmak, toplumsal tarihimizin değerlerini yaşatmak misyonunu üstlenen kitabını “tarihe alçakgönüllü bir not düşümü” olarak değerlendiriyor Attila Aşut. “Benim Fadimelerim” yazısında; “Günümüz koşullarında “kadın” olgusu artık tümüyle cinsellik boyutuyla algılanıyor. Fadime’nin kimliği de kaçınılmaz olarak şimdi bu “yeni anlayış”a göre yorumlanıyor...” derken, yeni tüketim çağının gereklerine uygun bir “postmodern Fadime” imgesine karşı; “Benim “Fadime”lerim insandır; yoldaştır, yavukludur, eştir, anadır. Yaşamın anlamı, sevginin kaynağı, sofranın bereketi, dirlik ve düzenin direğidir onlar.” diyerek olması gerektiği gibi taçlandırıyor Fadimelerini. Türkiye’nin, Karadeniz’in, özellikle Trabzon’un dönem renkleri ve sancılarıyla sanat siyaset-medya- edebiyat-insan- toprak emek ekmek ilişkileriyle harmanlanan kitabıyla Attila A∫ut, sıra dışı fotoğraflarla günleri kıyı kıyı, kıyıları gün gün gezdiriyor.

Avrasya’nın Kilidi KARADENİZ

Aynı coğrafyadan okumakta olduğum bir diğer kitap da Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu’nun ‘DAMA’ yayınlarından yayınlanmış olan ‘Avrasya’nın Kilidi Karadeniz’i. Arganotlarla üçbin yıl önce başlayan altın post sevdasının yerini alan petrol ve Karadeniz’in altındaki yepyeni enerji kaynaklarının bölge üzerinde uyandırdığı iştahla yaşanan politikaları anlatıyor. Son yıllardaki bilimsel araştırmalara dayanarak, uygarlığın yeşerip dağıldığı en önemli coğrafyalardan biri olan Karadeniz Havzasının, ayrıca geçiş yolu olması ve geleceğin enerji kaynakları açısından zenginliği dolayısıyla neden ve nasıl bilinçle sahiplenilmesi gereğini ortaya koyan kitapta yazar; gelecekte Avrasya’nın bir işbirliği alanı mı, yoksa her alanda bir güç savaşımının arenası mı olacağını da şöyle cevaplıyor: “Bu sorunun yanıtı; Karadeniz kilidini açacak anahtarın kimde olduğuna bağlıdır. Anahtar Karadenizlilerde olursa, dünya için büyük bir şans var demektir ama anahtar yanlış ellere geçerse, bundan herkes çok büyük yara alacaktır.”

İşte bir Hazan mevisiminden, hazan kokan kitaplarımdan size ipuçları. Denizlerimizin, kıyılarımızın, dağlarımızın, ovalarımızın ve aydınlık günlerimizin anahtarlarına sahip çıkabilmemiz umuduyla, keyifle okumanızı dilerim.

DİĞER YENİ YAZILAR