Bazen, zaten bildiğiniz bir duyguyu sizi kuşatmış olduğu hissiyle yaşar mısınız hiç? İyi tanıdığınız, bilincinize yerleşmiş, rengini, kokusunu, dokusunu çok iyi tanıdığınız bir duygu... Kimi zaman öyle bir gelir ki; sanki temelli kalmaya gelmiştir. Her yerden gelir ve sizi hem içine çeker, hem de içinize işler. İçli, dışlı olursunuz. Karşınıza ne çıksa, onun içinde olmaya azimlidir. Albüm, mecmua karıştırırsınız, sayfaların, fotoğrafların arasından yakalar sizi. Bir dost arar, bir davet, bir proje alırsınız, bakarsınız yine aynı duyguyla bağlantılı. Cd albümleri içinden birini çekersiniz epeydir dinlemediklerinizden, bir bakarsınız elinizde yine o duygunun bu defa notaya dökülmüşü. Sevdiceğinizle bir sohbete dalarsınız. Sohbetiniz akar, sürüklenir ve o duygunun paylaşımında buluşur.
Bana en çok ‘aşk’ ve ‘sevgi’ yaşatır zihnin bu ‘serseri mayın’ karşılaşmalarını. Bir de göç... İşte son günlerde göç olgusu, çok düşündüğüm için mi hep karşıma çıkıyor yoksa sadece karşıma çıkmakta ısrarından mı hep benimle kalıyor, bilemiyorum. Ama, bir bildiğim varsa, kesinlikle, hüznü hiç azalmıyor. Hâtta katmerleniyor. Ama bazen bir an geliyor; bu acı duygunun içine tedavi, bir yumuşaklık katılıyor. İşte böyle bir teselli duygusunu da geçenlerde konuşma yapmak için davet edildiğim İzmir Bayraklı’sında yaşadım.
Sohbetim yine, sınırları değişmiş, varlıkları tarih olmuş hükümranlıklardan kopup gelen, kaçırılan, kaçmak veya ayrılmak zorunda bırakılan, sürgün edilen cetlerimin hikâyesi üzerineydi... ve yine bir kez daha, güzel ülkemin çok yerinde olduğu gibi, tarih boyunca göçlerin, yıkımların defalarla yaşanıp, yeniden göçlerle oluşmuş bir beldesinde konuşuyordum.
Zmirna’dan Bayraklı’ya kısa bir yolculuk
Bayraklı, Luwi veya Lelejlerle ve hâtta Amazonlarla başladığı söylenen tarihi boyunca; Zmirna, Smirne, Simire, Semire, Lesmire, Lesmirr, Ksimire, Siniros, Mirina, Samorna, Simira, Zmirra, Asmira, Esmira, İsmira, İsmire, Yezmir gibi ‘erişilmez kız’ imgeleriyle yüklü isimlerle, Hitit, Helen, Roma, Bizans, Slav, Arap, Hun ve Türk dillerindeki İzmir’di. Eski iyon lehçesi,”İzmirni” bu gün kullanılan İzmir sözcüğünün kökeni.
İlk şehirleşme Smyrna aslında bir adacık. Meles Çayı ve Sipylos Dağı’ndan gelen sularla yarım adacığa dönüşmüş. Eski İzmir yerleşimi 3000 yıl boyunca bu yarımada üzerinde yer almış. 370 metre yükseklikteki Tepekule uygarlığı, Truva’nın 2’inci Uygarlığı ile eş dönemden. Kent, M.Ö. 4’üncü y.y’ın ikinci yarısında nüfus patlaması ile bugünkü Kadıfekale (Pagos) eteklerine taşınmış.
Doğu Helen dünyasının en eski mimarî eseri Athena tapınağı, yine Helen dünyasının altı odalı ev tipinin en eski örneği burada. Smyrna, daha 7’inci y.y’da kuzeyden güneye, doğudan batıya açılan, parke taşlı cadde ve sokaklar üzerinde güneye bakan evlerle inşa edilmiş. M.Ö. 6 ‘ıncı y.y’da bâtıl inançlardan, her çeşit din baskısından uzak, özgür düşünceye dayalı bilim ve araştırmalarla Thales, Anaksimenes ve Anaksamandros gibi doğa filozofları bugünkü Batı uygarlığının temelini burada, Bayraklı’da atmışlar. Tarihin başından beri Mısır ve Mezopotamya’nın elindeki tarihi ve kültürel önderliği Batı Anadolu’ya taşıyanlar; Bayraklı’nın ataları. Pers işgâliyle beraber Yunanistan’a kaçan ‘aydınlanma, İskender’in tüm doğuyu ele geçirmesiyle geri gelmiş. Doğu-Batı yönünde uzanan iki geniş ana yol; ‘Kutsal’ ve ‘Altın’ yollarla kentin denizden gelen esintisi evlere taşınırmış.
Tek bayrak altında Bayraklılı olmak
Bugün kullanılan Bayraklı adı hakkında var olan birçok söylenceden biri şu; O dönemde Akdeniz’e hâkim olan denizciler her yıl İzmir’e gelip, bayraklar açarak “Solumadan can vermek, terlemeden mal kazanmak isteyen bayrağımız altına gelsin” sözleriyle Bayraklı’nın bulunduğu yerde bayrak açarak gönüllü levent toplarlarmış.
Bugün Bayraklı, tarihi boyunca yaşadığı devinimi sınırları yeniden belirlenmiş olarak yaşamaya devam etmekte. Aslen Karşıyaka’ya bağlı olan belde, 2009 yerel seçimleri öncesi, Karşıyaka kırsalından ve Bornova’dan mahalleler eklenerek bağımsız bir seçim bölgesi olmuştu. Nüfusunun yüzde 50’si Egeli, diğer yarısı göçmen. yüzde 70’i gece kondu. Yani gelir açısından fakir bir belde. Yani süratle kalkınması, zenginleşmesi gerek. Yumurta-tavuk hikâyesi bir kısır döngü.
Bayraklı’nın tarihindeki özel ve önemli konumu, yaşamış olduğu lider, önder şehirleşme ve toplum bilinci düşünüldüğü zaman, bugün içinde olduğu ikilem, gerçekten, çıkış açısından kesat görünebilir ama durumun hiç de öyle olmadığını okurlarımla buluşma sonrası tanıştığım Bayraklı Belediye Reisi Hasan Karabağ’la yaptığım kısa sohbette fark ettim.
Hasan Karabağ, has bir Bayraklılı. Karslı, Manisalı, Kulalı, Erzurumlu, Afyonlu, Çamlıhemşinli, Amasyalı, Balıkesirli, Levanten, Rum, İtalyan kökenli, hiç fark etmez, herkese eşit yaklaşıp ‘Bayraklı’ kimliği oluşturmaya, bu çok farklı kültürlerin insanlarını Bayraklılı hissettirmeye azmetmiş. Amacı; beldeyi, insanıyla, toprağı ve deniziyle birlikte kalkındırmak ve ticarî, turistik projelerle renklenen merkez ilçe konumuna getirmek.
Göçmenlerin neden göç ettiklerini, beklentileri anlamak için de hepsinin geldiği memleketlere ziyaret yapıp, o toprakların derdini anlamanın önemli olduğuna inanıyor Hasan Karabağ. Ayrıca, göçmenlerine de Bayraklılı olmanın önemini ve özelliğini vurgulamak üzere programlar geliştirmiş. Bayraklı, çok katlı gecekondularla kuşatılmış olmasına rağmen, çevre ve kalite belgelerine sahip.
60 hektar alan ayrılan kentsel dönüşüm projesiyle pilot bölge olan Bayraklı’da, bir taraftan da Levantenlerden kalan kiliseler, Rum ve İtalyan evleri mülkiyetleri alınarak restore ediliyor. Ugoreglio ailesi, Kokofilidis ailesi ve Brajetti’nin çocukları halen daha Bayraklı’da yaşamakta olan Levanten kökenli vatandaşlar.
“Kentsel dönüşüm, çağdaş yapılaşma gecekondu insanının ekonomik ve sosyal hayat standardını yükseltmeli” diyor Hasan Karabağ ve “Bu dönüşüm yerinde yapılmalı, insanı yerinden oynatarak değil” diye ekliyor. Tükiye’de ilk deprem etüd merkezi Bayraklı’da kurulmuş. Çok marjinal ve huzursuz bir bölge olan Yamanlar’da “Üç fidan”, Deniz Gezmiş anıtı yükseliyor ve ahalisine iş bulunan bölgeden o günden beri hiçbir tatsızlık çıkmamış. Çocuklara ve gençlere yapılan spor ve eğitim yatırımı, verilen burslar Anadolu ve Fen Liseleri sınavlarında gelen başarılarla beldenin gururu olmuş. Kendi işçi bulma servisleri ile 5700 insana emeğiyle karnını doyurabilecek imkân yaratılmış.
Bayraklı halkının “Bizden biri” diye tanımladığı Hasan Karabağ, “Bu aidiyeti sağlayamayan başkan burada evinden dışarı çıkamaz. Oksijensiz kalır.” diyor ve şöyle bir iddiada bulunuyor: “Önümüzdeki beş sene içinde tüm Türkiye Bayraklı’yı tanıyacak.”
Üç bin sene sonraya gönderme
Bayraklı’nın tepesinde, ‘Dünya Barış Anıtı’nın eteklerinde, çimenler üzerine kurulu masada oturmuş, ta ileride uzanıp giden Ege’yi izlerken hayâlimde, kentsel dönüşümle birlikte yeraltına alınacak otoparklar, inşaatı bitmiş yat limanı, ticari ve turistik çekim alanları, beldenin ve trafiğin nefes alacağı geniş yollar, ağaçlandırma, artan park alanları, mutlu insanlar ile hayâlimde canlandırmaya başladığım birkaç sene sonranın Bayraklı’sı ve M.Ö 6’ncı yüzyılda antik dünyanın kültür merkezi ve plânlaması ile şehircilik örneği olan İon kenti... Diliyorum ki; Bayraklı yeniden dönüşürken, geçmiş tarihindeki şaşaayı çağdaş yaşamla buluştursun, Yaradan’ın emaneti bu harika tabiatı sevgiyle, saygıyla kucaklasın ve buraya göçmüş olanlar yaralarını sarmış, geldiklerine mutlu, torunlarına güzel hikâyeler anlatsınlar.
Göç bir med cezirdir ruhlarda...
Haberin Devamı

