Türkiye’mizde neden gazete okunmadığının muhtelif sebepleri sayılır, yorumlar yapılır, tartışılır ve bugüne dek bu konudaki eksikliğimize bir çare bulunamamıştır. Ancak, geçen gün face sayfasında paylaşılan bir liste aslında gazetenin ülkemizdeki işlevselliğini açıklaması yönünden teselli (!) edici geldi. Yani, okumak için değilse bile, gazete en azından başka kullanım şekilleriyle hayatımızın içinde. Bakın, gazeteyi okuyalım, okumayalım nasıl da hayatımıza alıp içselleştirmişiz. Yani, gazeteden öte bir anlam kazanmış bizler için. Aşağıdaki listeyi okurken belki kendi bildiklerinizi de ekleyip milletçe gazete kullanımındaki yaratıcılığımızı zenginleştirebilirsiniz.
Sofra örtüsü, sinek avlayıcısı, baca tıkayıcısı, mutfak rafı örtüsü, uçurtma kuyruğu, çekirdek, kestane v.s. külâhı, ölümlü trafik kazasında örtü, tribün yastığı, kuş kafesine, çöp kovasına altlık, yelpaze, araba paspası, elbise patronu, yeni hanım çantası içine dolgu malzemesi, badana, boya işlerinde zemin koruyucu olarak - şapka / gemi v.s. oyuncak yapımında, cam silmede, pilâv demlemede, kırılacak eşya sarmada, kedi- köpek terbiyesinde, soba, şömine tutuşturmada, ayakkabı sıkarsa topuğu yükseltme, bol gelirse dolgu yapmakta, kanı durdurmada, soğuktan korunmak üzere iç gömleği niyetine...
Bu kullanımlara baktığınızda halkımızın gazete ile ilgisiz olduğunu söylemek haksızlık gibi… Gazeteyle bu kadar iç içe yaşayan bir millet elbet bir ucundan bir şeyler de okuyor olmalı değil mi?
Ben şahsen, halen daha eski sandıklardan, kitap aralarından çıkan gazete sayfalarını, kaç yıllık olursa olsun, sanki taze haberler alacakmışım gibi dikkatle baştan sona okurum. Bilip unuttuklarımı hatırlamak, zamanında gözümden kaçmış olanları geç de olsa öğrenmek bana büyük keyif verir.
İki gazete sayfası ve bir casusluk hikâyesi
Gazetenin Türk insanı için faydaları arasında soğuğa karşı korunma maddesini yazarken birden çok ilginç bir karakter ve onun ilginç bir hikâyesi aklıma geldi. Yıllar önce Nuri Arleses isminde sporcu, sanat düşkünü, entelektüel birini tanımıştım. Yalnız yaşayan, az ve öz konuşan, nevrotik bir görüntüsü olan kendine münhasır bu bey ben tanıdığımda ilerlemiş yaşına rağmen, spora, özellikle sıkı ve disiplinli yürüyüşe düşkünlüğü sebebiyle tığ gibi ince ve çevikti. Kendisinin bir çok enteresan hikâyesi arasından bu konuyla ilgisi dolayısıyla sıyrılan olayı paylaşmak istedim: Nuri Bey, 70’li yıllarda bir yaz sabahı, daha güneş doğmadan Ankara’ya yürümek üzere yola çıkar. Sabahın o ilk saatlerinde çiğ ve rutubete karşı korunmak üzere atletinin altından, sırtına ve göğsüne gazete kâğıdı yerleştirir. Tabii, bir müddet sonra hava ısınmaya başlar. Nuri Bey önce anorağını, sonra gömleğini çıkarır. Bir müddet sonra atlet de fazla gelir. Gazete kâğıtlarıyla beraber ondan da kurtulur ve yürüyüşüne devam eder.
Ondan başka Allah’ın bir tek yaya kulunun olmadığı şehirlerarası yolda vızır vızır yanından geçen, karşıdan gelen kamyonlar, otobüsler ve arabaların yanından ilerler. Derken, şimdi neresi olduğunu hatırlamadığım bir yerde kendisini jandarmalar durdurur. Otobanda ne yaptığını, nereden gelip nereye gittiğini sorarlar. Nuri Bey, pür ciddiyetle, spor için İstanbul’dan Ankara’ya yürümekte olduğunu söyler ama cevaplarını kendine has, müdanasız üslubuyla vermesi bir yana, genç jandarmalara dedeleri yaşındaki adamın söyledikleri hiç inandırıcı gelmez. Kaldı ki, o ne? Vücudunda muhtelif siyah baskılı harfler ve işaretler vardır. Belli ki; bir yerden bir yere, üzerinde mesaj taşımaktadır. Nuri Bey, yaka paça casusluk suçlaması ile karakola götürülür. Zavallı, tanıdıklarına ulaşıp, kimliğini doğrulayana ve üşümemek için kullandığı gazetelerin mürekkebinin hava ısınınca terlediğinden derisine çıktığını anlatana kadar akla karayı seçer. Sonra ne mi olur? Casus olmadığına, sadece dede yaşında İstanbul’dan Ankara’ya yürüyen bir “deli” olduğuna karar verilip serbest bırakılır ve Nuri Arleses kaldığı yerden yürüyüşüne devam eder. Mekânı Cennet olsun Nuri Bey’in. Tanıdığım en renkli insanlardan biriydi.

