Canım arkadaşım benim... seni felilolum... sen gidince seni özlerim ben, canım arkadaşım...”
İki buçuk yaşındaki torunum, Shaya’m kollarımın arasında, başını boynuma yerleştirmiş, minicik kollarını sımsıkı bana sarmış, o yumuşacık, rüyadan gelir gibi sesiyle konuşuyor. “Felilolum” seviyorum demek Shaya’ca.
Ben de onu sıcacık uzun uzun öpüyor ve “Ben de seni özleyeceğim canım arkadaşım benim” diyorum, gözlerimdeki yaşı zor tutarak.
Son on beş gün içinde birbirimizin aynı zamanda arkadaşı olduk. Nice anneannenin, babaannenin torununa arkadaşlık duygusuyla yaklaşmak istemesine rağmen bir çoğu için bunun gerçekleşmediğini düşüne rek, gözlerime gelen yaşlara büyük bir mutluluk, büyük bir haz yayılıyor.
Arkadaşlık, istemekle de, zorlamakla da olan bir şey değil. Hele çocukların dünyasına hitap ediyorsanız, çok daha da zor. Zira, büyüklerin aldırmadığı çok incelikleri dikkate alıp, büyüklerin aldırdığı çok farklı başka şeyleri de hiç umursamadıklarından, onların sizi ne zaman, hangi şartlarda arkadaş kabul edeceğini kestirmeniz mümkün değil. Ama ne mutlu bana ki; Pia’mın da, Shaya’mın da arkadaşı oldum... olabildim... Onlar beni arkadaş kabul ettikleri için olabildim. “Ne yaptın da bunu başardın?..” derseniz, sayamayacağım. Zira, gerçekten benim tahmin ettiklerimin arkadaşlığımız için sebep olup olmadığını bilmiyorum. Bunu kendilerine sormak gerek. Ama sormak için erken. Henüz kararlarını, söylemlerini, seçimlerini hisleriyle yaptıkları, her biri için ille mantık aramak ihtiyacında olmadıkları yaşlardalar.
Çocuklar sevgiyi çok iyi biliyor
Beni neden arkadaş bellediklerinin cevabı olarak; “Eski perdeleri kayık yapıp, kayıkçı olup bizi parkede kaydırdığın için” ya da; “Lunaparklardaki uzun etekli balerin dönme dolaplardan biri olup bizi havada uçurduğun için” de diyebilirler. “Mutfakta çibörek hamuru açarken bize parçalar verip salon masasında oynamamıza rıza gösterdiğin için” de bir cevap olabilir. Yüzlerini boyayıp, şallarımla onları prens, prenses kılığına sokup, kartondan taçlar, şövalye kılıçları ile donattıktan sonra kendim cadı olup kovaladığım için de arkadaşları olmuş olabilirim. Belki hiçbir kitapta olmayan, uydurup anlattığım masallardır sebep. Belki onları ciddiye alıp her anlattıklarını merakla ve dikkatle dinlememdir. Parmak kadar boylarıyla her kapıdan girdiklerinde oturduğum yerden kalkıp onları sürpriz, yetişkin bir misafir gelmiş coşkusuyla ayakta, kollarımı açarak karşıladığım için midir acaba? Yahut; benden bir şey istediklerinde ne kadar yorgun, zamandan yana ne kadar darda olursam olayım, onlara hiç “Yorgunum” veya “Zamanım yok” dememem midir? Onlar lütfedip zamanlarını bana ayırmışken, beni oyun veya masal arkadaşı seçmişken nasıl söyleyebilirim böyle bir şey.
Ama, bunların hepsi bir tahminden öteye gidemez. Torunlarımın gerçekten ne hissettiklerini, neden beni arkadaş bellediklerini ben bilemem. Aynen; kahkahalarla katılıp “Çok komiksin” dediklerinde, onlara neden o kadar eğlenceli geldiğimi bilemediğim gibi. Onların tabii olarak duydukları sevgiden dolayı mı beni arkadaş edindikleri yoksa arkadaş belledikleri için mi bu kadar sevdiklerini de bilemiyorum. Henüz duygularını sorgulamadan, hesap vermeden yaşadıkları yaşlar. Sadece hissediyorlar ve paylaşıyorlar. Aynen bir çocuğun, büyüğüne, “Seni sevmiyorum” demesi kadar tabii geliyor, “Seni seviyorum” veya “Canım arkadaşım” demesi. Duydukları bir anlık his ve çok doğru, yapmacıksız, hesapsız, ileriye dönük beklentisiz. Bir anlık ama saf mı saf, dürüst mü dürüst bir duygu. Yetişkinlerin büyük bir kısmı için çok az ve çok zor olan bir duygu birlikteliği bu... Bunu çocuklar başarıyor.
İşin en güzel yanı; çocukların, güzeli, sevgiyi de, arkadaşlığı da büyüklerden iyi becerebilmesi. Onların yaratıcılıklarını engellemez, güvenlerini yıpratmazsanız, nesillerinin getirdiği uyanık, zeki, atak ve özgüvenli kimliklerine saygı gösterirken, sonuçta hâlâ daha da çocuk olduklarının farkında kalabilir ve çocukça yaptıkları şeyleri de anlayışla karşılarsanız, çocuklarınızın da, torunlarınızın da arkadaşları olabiliyorsunuz. Benim tahminim bu... Ama yine de herkes kendi bildiğince kendi tecrübesini yaşayacaktır. İlle de, “Çocuk çocuktur, torun torundur, arkadaş da arkadaş” diyorsanız, inanın çok şey kaçırıyorsunuz. Torununuzun “Seni felilolum canım arkadaşım” dediğini duymak isterdiniz.
Hepinize sevgi dolu, sevdiklerinizle bir Pazar günü ve gelecek bir hafta diliyorum.
Eski perdelerden kayıklar yaptık
Haberin Devamı

