Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Entrikalı Dolap Komedyası turnede...

Kuşadasını dev ‘transformer’lar görüntüsündeki apartmanlarla imar! etmiş ‘Urg’ların yapıları üzerinden denize bakan Değirmendere mevkiinde tatil köyündeyim. Havuz kenarındaki restoranın masalarından birinde oturan dört kişi fısıltılı fakat hiddetli seslerle konuşmakta. Mimikleri, beden dilleri olağan dışı, huzursuz bir gerilimin içinde olduklarını belli ediyor. Serde yazarlık var, huyum kurusun, kulak misafiri olmadan geçemiyorum. Adının Mübeccel olduğu anlaşılan sarışın, alımlı kadın, karşısında oturan serkeş ifadeli yakışıklıya hitaben konuşuyor:

“Sen ne dediğinin farkında mısın? Polis onun yerine geçip aylığını aldığımı öğrenirse dolandırıcılıktan hapsi boylarım. Yo Ethem, polis olmaz.”

Hırsız kılıklı iki adamdan biri araya giriyor: “Evet abi, polis olmaz, karıştırmayın polisi” diyor, “Yo illa polisi karıştıracaksanız, bizi karıştırmayın. Yani ikimizi birbirimize karıştırmayalım. Bırak bizi uzayalım.”

Ethem dişleri arasından tıslayarak “Bana bakın!” diye kükrüyor, “O kadının cesedi bulunana kadar bu evden hiç kimse bir yere kımıldamayacak!”

İkinci hırsız kılıklı atlıyor: “Olmaz öyle şey!” diye, “Bizim işimiz gücümüz var. Siz bakın başınızın çaresine, bizi bulaştırmayın.”

Ethem: “Yüz bin lirayı duyduğunda hiç böyle demiyordun. Siz bu eve ilk girdiğiniz anda bulaştınız bu işe. Hem ne malûm, zavallı kadını sizin öldürmediğiniz.” Hem bir soygun, hem de cinayetin konu olduğu bu kaotik durumun bir restoranda dillendirilmesi olağan dışı bir durum ama iş tiyatro olunca bu normal. Yılların tiyatro emektarı Şahin’in Nokta Tiyatrosu’nun ‘Entrikalı Dolap Komedyası’ oyununun turnesi için İzmir’e gelen oyuncular, Kültürpark’taki temsillerinden önce sözlü provalarını yapmaktalar. Oyun; ölen annesinin kılığına girip onun emekli aylığına el koyan hırslı bir kadın, onun ayrıldığı alkolik ve serseri kocası, gizli polis bir satıcı, hırsızlıkta bile dürüstlük arayan iki naif hırsız, isterik yaşlı bir kadın ve hepsi üzerinde hakimiyet kavgasında olan bir melek ve bir şeytan etrafında sürükleniyor.

Şeytan mı yoksa melek misiniz?

Genç yazar Yunus Emre Gümüş’ün, yıllar önce gerçek bir gazete haberinden esinlenerek yazdığı oyun, aslında her birimizin içindeki şeytanla melekten hangisini beslemek istediğimizle ilgili gerçeği, kahramanları üzerinden komedi diliyle anlatıyor. Aktörlerin güncel gelişmeleri ve incelikleri spontan olarak repliklerine katmaları her tiyatro oyununda olduğu gibi ‘Entrikalı Dolap Komedyası’nı da sürekli yenilenen detaylarla her seyirde ayrı keyifli kılıyor.

Haberin Devamı



Abdullah Şahin, yılların ve şartların yıldıramadığı, birilerine ve bir şeylere rağmen tiyatroyu yaşatmaya ahdetmiş sanatçılarımızdan. Kendisi oyuncu olarak tiyatroya gösterdiği saygıyı, oyuncularına, onların emeğine de gösteren tiyatro patronlarından. Yusuf Atala ile komedize ettikleri hırsız ikilisinde çok keyifli bir oyun arkadaşlıkları var. Çiğdem Tunç’la Tolga Savacı’nın, nefretle ayrılmış bir çift olarak bir diğerine tahammülsüzlüğünü, sahne dışındaki senelerin dostluğu, daha eğlenceli hale getiriyor.

Oyunun başından sonuna kadar ‘ölü anne’yi oynayan Emin Özbey’in, o kadar süre boyunca kendisine ceset muamelesi yapılarak sahnede bulunurken yattığı, devrildiği yerde kendi kendine gülüp gülmediğini merak ediyorsunuz. Deniz Değirmenci hem meleği, hem de komşunun şımarık, hiperaktif küçük kızını canlandırırken, aynı oyuncu olduğunu fark etmiyorsunuz. Gökçe Çiçek Özülkü, insanoğlu üzerindeki etki ve gücünden emin küstah şeytanı canlandırırken, beden dili ve ses tonuyla hakkını veriyor. Ali Yaylı’nın, agresif, pes etmeyen satıcı tiplemesi “Haydi ne satacaksan sat, yeter ki sat da git” dedirtenlerden. Satıcının gizli polis, televizyoncu Lâdin Avşar’ın da başka bir hırsız çıkması piyesin diğer oyun içinde oyunlarından.

Bu ekibi, set dışında beraber vakit geçirirken izlediğim için, sahnedeki dinamizmi ve eğlenceyi nasıl tutturduklarını anlıyorum. Provalar esnasında en ciddi yerde, Ali Yaylı tişörtüne dökülen karpuz suyunu silmeye kalkınca, Yusuf Atala, “Uğraşma” diyor, “Karpuz karpuza zarar vermez.” Kahkahalar patlıyor. Çevreden bakanlar, az önce hırsla, sinirle birbirine diş bileyerek konuşan insanların şimdi nasıl böyle güldüğünü merak ediyor... Ben bir taraftan ‘Entrikalı Dolap Komedyası’ ekibini izlerken, diğer taraftan, Kuşadası’nı mahveden ‘Urg Medeniyeti’nin hangi entrikalarla bu güzel cenneti taş yığınına çevirdiklerini ve vicdanlarını hangi şeytana sattıklarını merak ediyorum... Bu Cennet kıyılarda o güzelim suyun kenarına nazikçe yerleşmek yerine, suyu beton içine alan bu kafaların bedenleri olup olmadığını da merak ediyorum. Sizce?

DİĞER YENİ YAZILAR