Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Bu dünyadan Halit Refiğ geçti...

Haberin Devamı

New York’da, Birleşmiş Milletler’deki Büyükelçimiz İlter Türkmen’in bir davetinde Elia Kazan ile karşılaştık. Son filmi “Last Tycoon” bir fiyasko olmuştu. Yeniden film yapması pek kolay değildi. Çocukluğu ile ilgili bir roman yazmaya girişmişti. Türkiye’ye gelip araştırma yapmak istiyordu. Fakat “America, America” filminde, Türklerin Anadolu Rum ve Ermenilerini kiliselere doldurarak topluca yaktıklarını gösteren mezalim sahnelerinden sonra Türkiye’de nasıl karşılanacağını kestiremiyordu.

Türk halkının bundan haberi olmadığını, ama milletine söven herkesi baş tâcı etme alışkanlığına sahip bazı Türk aydın çevrelerinden büyük hüsnü kabûl görebileceğini söyledim.” Bu satırlar, çok sevgili dostum Halit Refiğ’in, Irmak Zileli tarafından hazırlanan ve 2009 yılında basılmış olan “Doğruyu Aradım Güzeli sevdim” adlı anı-röportaj kitabından...

Bu Pazar yazımı sevgili Halit Refiğ’e gönderiyorum. Onu kutlayacağımız gün yaklaşmakta zira. Bir müddettir sonsuzlukla buluşmuş olmasına rağmen, kutlamaya devam ettiğimiz doğum gününe az kaldı ve benim için Halit Refiğ gibi değerli, yeri dolmaz, eşi benzeri gelmez değerli insanları, ölüm gününden ziyade doğum tarihlerinde anmak çok önemli. Onları bizden alan değil, bizlere kazandıran gün esas anlamlı olan. Çünkü, giden o güzel insanın ardından ağlamak, sızlanmak ve kaybının boşluğuna düşüp yas tutmak değil, onları vâr eden, sevdiklerine, dostlarına, ülkesine, dünyaya güzellik verip anlam katmalarına sebep olan günü kutlamak onları yeniden yaşatıyor.

Sevgili Halit, girişte yazdığım cümlesinden de anlayacağınız üzere, ülkesine, değerlerine yürekten bağlı ve bu konuda hayatının hiçbir evresinde, hiçbir zorluğunda, hiçbir kazanç için taviz vermemiş bir insandı. Etik olarak kaypak, fırsat düşkünü olan insanlar da vardı tanıdığı, hem Türkiye’de, hem yurt dışında. Ama onlar tanıştan ibaretti Halit Refiğ için. ‘Dost’ları, ancak kendisi gibi değer yargılarına sahip olanlardı.

Halit Refiğ’i, sadece, Kenan Evren’in emriyle yakılan ‘Atatürk’ filminin serüveninden, Türk sinemasında kült olmuş filmlerinden, yerli televizyon dizilerinin öncüsü ‘Aşk-ı Memnu’dan hatırlayanlar gerçek Halit Refiğ’i bilmekten çok uzak kalırlar.

Halit Refiğ’in öz yaşamı, fikri, zikri ve sanatı birbirine yalan söylemez, bir diğerini yalancı çıkarmazdı. Oynakları, omurgasızları kâlp kırmadan, hırçınlık yapmadan, ses yükseltmeden yerlerine koyar, kendi yerini her daim korur ve bunun diyetlerini de aynı vakur tavırla karşılardı. Sadece Türkiye için değil, ki zaten onun düşün mintanı Türkiye için birkaç beden fazla gelirdi, dünyanın sanatı yücelten hangi ülkesinin aydınıyla kıyaslanırsa kıyaslansın, entelektüel seviyesi her zaman zirvede kalırdı.

Doğru bildiğini hiçbir şeye değişmedi

Refiğ’in bir Türk aydını, memleket aşkıyla harmanlanmış bir fikir adamı kimliğini aynı zamanda bir arkadaş olarak tanımış olmaktan mutluyum. Kütüphanesindeki binlerce kitaptan isimler ve sayfalarla mehaz vererek anlattığı tarih, geçmişle bugünü ve yarınları kıyaslarken ortaya koyduğu bilimsel görüş bir de içine onun duygusallığının aynası olan sanatı aldığı zaman sevgili Halit’in sohbetlerinin tadına doyulmazdı.

“Maksadımız kavga değil, maksadımız doğru bildiğimiz bildiğimiz bazı şeyleri söylemek.” cümlesi Halit Refiğ’in belki bir soruya cevap olarak verdiği ama aslında tüm yaşamı için geçerli olan inancı... ve bu inancına sadık kaldığı için de filmi yakıldı, yazdıkları basılmadı, başardığı ilkler, meşhur ettiği isimler anılırken o hatırlanmadı. Ama Halit Refiğ, inandıklarını, tamam, doğru ve güzel bildiklerini hiçbir şeye değişmedi. Uyguladığı ya da içinde yaşattığı sinema dünyasını edebiyat, resim, felsefe, sosyoloji, müzik ve tabiat gibi zengin öğelerle besleyerek sanatın bütünlüğü anlayışıyla hayata bakan bir adamın doğruyu arayıp, güzeli sevmesi kadar tabii ne olabilir. Bu arayışı içinde seçtiği, elediği ve kendisinde kalan değerler sevgili Halit’in zaman zaman kendisini yoran bu dünyada hem huzuru, hem de motivasyonuydu.

Yıldızlar üzerinde kalsın dost...

Onu, evlerindeki küçük, az ve öz bir davetli grubuyla kutladığımız yaşgününde hatırlıyorum. Yeni yayınlanmış kitabımla ilgili balkonda uzun bir sohbet etmiştik. “Nermin’ciğim, nasıl bir cesaret bu?” demişti, ‘SIR’ romanımla ilgili, “Seninle uzun uzun konuşmamız lâzım.”

Öyle uzun uzun konuşamadık... Fırsat olmadı... Ölüme karşı da, aynen, onun çok sevdiği memleketini, milletini bir kalemde harcayıp, tabirim caiz ise bir halt olanlara koyduğu tavrı koydu. Ameliyat kabul etmedi. Ameliyat sonrası olası bir eksik yaşam ona göre değildi zira. O doğruyu arayarak ve güzeli severek yaşamıştı. Doğrularını ve güzellerini beraber yaşadığı bir de doğru ve güzel bir sevgilisi vardı Halit’in; 35 sene hayatı paylaştığı, bütün o med-cezirleri beraber yaşadığı sevdiceği, karısı Gülper. Halit’in tabiriyle sadece “batı kulları ve zihinsel frengililer” ile çekişmekle değil aynı zamanda güzellikler de yaşayarak hayatı paylaştığı karısı Gülper’i... Birkaç gün sonra onu arayacağım ve “Gülper’ciğim, Halit’ciğimin yaş gününü kutlamak için aradım” diyeceğim... Halit’in kitabınını bitirirken söylediği; “Ama gene de, Selim İleri dostumuzun deyişiyle “Bu yaz karanlığın son yazı olacak” diye umuyoruz” sözünü tekrarlayacağız.

Sen artık mutlak aydınlıklardasın sevgili Halit. Yıldızlar üzerinde kalsın. Aydınlık nice yaşlar sevgili dost!”

DİĞER YENİ YAZILAR