Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Boğaziçi’nde aşk zamanı...Ve erguvan... Ve manolya...

B oğaziçi’nde baharın gerçekten geldiğini, ne güneşin ısıtması, ne cemrelerin düşmesi ile anlayabilirsiniz. Ne zaman ki bu efsanevi coğrafyanın kıyıları manolyalar, tepeleri erguvanlarla sevişmeye başlar, işte o zaman bahar gelmiştir... Ve şimdi Boğaz’da bu sevişmelerin zamanıdır...

Ne var ki; her aşkı bir diğerinden daha cesur yaşayan olur. Manolyalar da güzelliklerini Boğaziçi’ne sunmak konusunda erguvanlardan daha cesurlar. Takvimler bahara dönmeye hazırlanırken onlar çoktan tomurcuklanmış olurlar. Arada düşen sıcaklık, yağan yağmur, bulutla kararan günler bir şey demez manolya güzeline. O pırıl pırıl yemyeşil yapraklarının arasında tomurcuklarını besleyip geliştirmeye devam eder. Hayat dolu, dolgun tomurcukların katmerleri açılmaya başladığı anda görüntüsüne bir de o enfes rayiha eklenir. İnsanı olduğu yerden alıp cennete taşıyan bir parfümdür bu. Yağmur yağıyorsa damlacıklarla taşınır, hava ısınırsa bahar ılıklığının içine çocukluğumuzdan kalan masalları taşır manolya kokusu.

Yıllar içinde kalınlaşan gövdeleri, iri zümrüt parlağı yaprakları, cömertçe açılan kadifemsi çiçekleri ve insanın burun kanatlarından zihnine yolculuk yapan parfümü ile manolya ağır, kendinden emin ve güçlü bir sevgilisidir Boğaz kıyılarının.

Haberin Devamı

Erguvanın ise daha romantik, tatlı serseri, sergüzeşt bir tabiatı vardır. Biraz da çekingen ve temkinlidir. Aldatmaca bahar günlerine kanmaz, sabırla bekler çiçeklenmek için. Yapraklarını bile esirger. Ne zaman tabiatın kararsızlığı biter, ısı farklılıkları korkutmacalar oynamaktan vazgeçer, cesaretlenir erguvanlar. Gerçek baharın habercisi, taze mevsimin primadonnasıdır erguvan. Yaşı ne olura olsun ince bedeni ve kıvrım kıvrım dalları ile öyle bekler acele etmeden. Derken gri-kahve dalları üzerinde pastel pembelerden taçlar oluşmaya başlar. Karşı tepelerde ise yeşillerin arasına pembe saydam bulut kümeleri dağılmış gibi durur erguvanların tomurcukları. Sonra bir bakarsınız; gül kurusundan lilâya, vermiyon kırmızısından mora, patlayıvermiş çiçekleri. Kokusu olmamasına rağmen sarhoş eden bir renk cümbüşüdür erguvanın sunduğu. Boğaz’ın mavisine, diğer ağaçların bin bir çeşit yeşiline, hâtta kurumuş yaşlı ağaçların tükenmiş yorgun renklerine bile yakışır erguvanın ebruli saltanat moru. Ne yazık ki pek kısa sürer bu çiçekli saltanat. Daha biz Boğaz tepelerinde yarattığı muhteşem tabloya doyamamışken dökmeye başlar morlarını, pembelerini ve hemen fıstık yeşili taze, çiçekleri gibi minik yapraklar alır yerlerini. Böyle zamanlarda bahçemizi hiç süpürmeyiz. Günlerle zeminde biriken erguvan çiçeklerinden koskocaman bir halı oluşur. Böylece bu romantik seyrin zaman dilimini kendimizce uzatmış oluruz.

Haberin Devamı

Filistin topraklarında doğmuş erguvan. Çiçeklerinin rengi beyazmış o zamanlar. Yehuda, İsa’yı otuz gümüşe sattığı için vicdan azabıyla kendisini erguvan ağacına astığında, bu utancı taşıyamayan erguvan, çiçeklerini kırmızıya dönüştürmüş.

Boğaziçi’nde aşk zamanı...Ve erguvan... Ve manolya...

Aşkın, romantizmin, tutkunun sembolü

Doğduğu topraklarda utancın rengiyle bezenen erguvan Boğaziçi için bu acınası, trajik duygulardan çok uzak, coşkunun, taptaze baharın, aşkın, romantizmin, tutkunun sembolü olarak renklenir. Nice şiirler yazdırmıştır, nice şaire. Gölgelerinde ne aşklar yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Boğaziçi’nin özellikle baharda tadını bilmeyenler, erguvanın sihirli dünyasıyla beraber İstanbul’un harika bir güzelliğini de kaçırıyorlar demektir.

Haberin Devamı

Manolyalar ve erguvanlar Boğaz’ın o güzelim mavisiyle buluşunca Cennet’in çok uzağında değil, tam içinde yaşadığım hissine kapılırım hep. Vahşi Urg’ların istilâsına hâlâ direnen bu görkemli şehrin Boğaziçi’si, gerçekten Yüce Yaradan’ın, insanlara Cennet’in ne olduğunu yer yüzünde anlayabilmeleri için bahşettiği mistik, mucizevi bir güzellik. Tepeden bakarsanız ayrı, gölgesinde dursanız ayrı bu cennet ağaçlarının. ‘Cennet Boğaziçi’ isimli şiirimde dediğim gibi:

Tanrı / İndirirken yeryüzüne Adem’le Havva’yı / Onlara Boğaziçi’ni seçmiş olmalı / Özlemesinler diye Cennet mekânı / Mevsimlerden de herhalde bahar olmalı / Mavisiyle, yeşiliyle / Baharıyla erguvanı / Çamlar, selviler, katırtırnakları / Alları, sarıları, morları ile / Özlemesinler diye / Cennet bağlarını...

Haberin Devamı

Bu iki Boğaz âşıklısı ağacın hayat dolu, bahar dolu, aşk doludur renkleri de, gölgeleri de... Ölümü bile güzel düşündürürler. Yıllar önce yazdığım ‘Beyaz Ölüm’ adlı manzum şiirimi şöyle bitirmiştim:

Hey! Ölüm! / Arayınca yeni bir yolcu / Hep çocuk kadar coşkulu / Renklerin, seslerin sarhoşu / Beyaz atına bin de gel. / Karaysa eğer atın / ve gökkuşağı rengi değilse pelerinin / Bırak, kalayım gölgesinde erguvanların...

Elbette ölmek değil, elbette bir sonraki ve daha sonraki baharları da görmek niyetler. Hele hele bir de aşk varsa, bir sevdiceğiniz varsa paylaştığınız alları, morları, beyazları... zaten Boğaz’daysanız... zaten Cennette’siniz demektir daha yaşarken...

Not: ‘Uyandıran Aşk’ şiir kitabı/ Nermin Bezmen

DİĞER YENİ YAZILAR