Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Başımı Kafkasya’ya çevir

Haberin Devamı

Ah bu ülkelerde yaşayan çılgın insanlar / Tanrıları özgürlük, kanunları savaş... / Dostlukları güçlü, intikamları daha da büyük... / Gökyüzündeki Efendileri bahşeder bu duyguları o nlara. / İyiliğe iyilik, kötülüğe eşit kötülükle cevap verirler. / Ve onlar için nefret sevgi kadar sonsuzdur.” Lermentov bu dizelerle tarif eder Kafkas halkını, “İsmail Bey’ adlı kitabında. Rasul Hamzatov ise ‘Benim Dağıstanım’ isimli şiir kitabındaki şu satırlarda Kafkas’ın talihine bir dem vurur:

“Sabırsız atım bir süre oyalan / Bırak tekrar bakayım / Öz yurduma bir kez daha bakayım / Yüreğim sızlıyor. / Fırla ileriye atım, geriye hiç bakma / Elbette bu son değil; / İlerde bizi bekleyen birçok köy var / Oralarda hem kardeş hem de dost olacak.

Bugün, sevdiceğim, “Aşkım, bir yazını da Kafkaslar için yazsana.” dediğinde, şaşkınlık içinde kaldım. Zira, az önce kütüphanenin rafından, yıllar sonra tekrar okumak üzere Aydın Osman Erkan’ın kaleminden ‘Başımı Kafkasya’ya Çevir’ kitabını almıştım.

Romantik, gizemli

Kafkasların efsanevi kahramanı Şeyh Şamil’in soyundan gelen Rahmetli Aydın’ın, büyükbabası Osman Ferit Paşa’nın hayatını anlattığı roman; atalarının zafer ve trajedilerini genç nesillerle paylaşmaktan gurur duyan bir Kafkas ailesinin, Kafkasyalıların masal ve hikâyeleri ile büyüyen oğlunun kaleminden o coğrafyanın ve Osmanlı’nın tarihine ışık tutan bir kitap. Roman baştan sona, “Kafkaslar” veya “Kafkasyalı” denildiği zaman insanın zihninde beliren romantik, gizemli, güçlü, destansı, coşkulu, gururlu insanları ve onların topraklarını yaşatıyor.

Osman Ferit Paşa, 1864’de Rus İmparatorluğu’nun uyguladığı büyük sürgünle, çok sevdiği anavatanı Kafkasya’yı bırakıp kardeşleriyle İstanbul’a yerleşmek zorunda kaldığında onurlu bir Kafkas savaşçısıdır. Çalışkanlığı ve ilkeli karakteri sayesinde kısa sürede Osmanlı Ordusu’nda yükselir. Tebâsı olduğu yeni imparatorluğa büyük saygı duyar ama bir Kafkas olduğunu hiç bir zaman unutmaz. Kendisi gibi yeni nesillerini de onurlu başarılara imza atacak, mevkilere gelecek değerde yetiştirir. Sahip olduğu titrler “Birinci Ferik Şeyhülharem, Medine’deki kutsal türbenin muhafızı, koruyucusu ve Peygamber kabrinin bekçisi, Sultan Abzülaziz’in Yaveri, Osmanlı Ordusu Generali”

Osman Ferit Paşa’nın hayatını okurken satırlarda baba tarafımdan soyum olan Çerkez Ubıh kabilesiyle buluşmak uzun zamandır kaybettiğim akrabalarımı bulmak gibiydi benim için. Dorukları göklere değen Kafkas Dağları’ndaki hayat, ezelden bu yana, geleneklerine, kültürlerine sadakatle bağlı Kafkasyalıların, varlıklarına düşmanlık gösterenlere karşı mücadelesiyle geçmiştir. Kitapta bu gerçeği “Gerilla savaşlarının lâneti üzerlerinde olan bu dağ halkı” tanımıyla yapar Aydın Erkan.

Tehlike, cesaretini tetikler Kafkasyalı’nın. Geçmişine, kendisine ve vâr olma mücadelesine olan inancı cesur ruhunu ateşli tutar bu özel halkın. Yüzyıllar boyunca Rus İmparatorluğu’nun saldırı ve zulmü karşısında dirençlerini kaybetmemişlerdir. Gönüllerinde barış, karakterlerinde yaşamı aşkla yaşamak vardır ama bu duygular özgürlüklerine sahip çıkma mücadelelerini babadan oğula aktarmalarını engellemez.

19’uncu yüzyıldan bir Çerkes savaş şarkısı şöyle seslenir yiğitlerine: “Genç Çerkes delikanlıları koşun / Cesur gençler her zaman savaşmayı sever / Vurulursanız şehit düşersiniz / Hayatta kalırsanız zaferin yarısı sizin olur!”

Çocuklarının bile “Kafkasya’nın dağlarında akan kan ne zaman duracak?” sorusuna “Şekerkamışları karda büyüdüğü zaman.” diye cevap verdiği bir halkın, bağımsızlık mücadelelerinin hiç bir zaman bitmeyeceğine farkındalıkları ve bunca umutsuz görünen bir yaşam kavgasına rağmen umutla mücadeleye devam etmelerini diğer çok yakından tanıdığım ve kökenim olan bir halk; Kırım Tatarlarıyla çok benzer bulurum. Ne uğradıkları katliamlar, ne yaşadıkları sürgünler bu halkları yaşama düşman etmiştir. Seslerini duyurmaya, ideallerini yaşatmaya devam ederler ama asla ve asla yaygaracı bir kindarlıkla yaşamazlar. Tarihin tattırdığı acıları unutmazlar, öğretmeye ve hatırlatmaya devam ederler ama hiç bir zaman acındırma politikası gütmezler.

Sevdiceğimle çok sık dinleyip ortak olan Kafkas kökenlerimizi andığımız melodiler bizi hep duygusallığın derinlerinde gezdirir, gözümüze yaşlar getirir ama genlerimizde vâr olan “acıyı gururla taşımak” karakteri galebe çalar ve kendimizi ‘Yistanbılako’nun nağmeleriyle pervane olurken buluruz.

Hatırlayarak yaşamak

Sürgün hasreti hiç bitmez. Sürgünü yaşamamış olan yeni nesillerin bile genlerinde kayıtlıdır çünkü. Yaşadığınız, nüfus kâğıdına sahip olduğunuz ülkeyi vatanınız bilseniz ve çok sevseniz de, ruhunuzun bir kanadı, yüreğinizin bir çırpıntısı şu an olduğunuzdan çok uzak bir yerlerdeki toprakları, dağları, denizleri, gökleri ve şarkıları özler... Son nefese kadar bitmez bu ikilem, bu hasret.

Osman Ferit Paşa’nın, onca başarılı ve mutlu hayatının son anlarında bile, geldiği vatanı nasıl özlemeye devam ettiğini Aydın Erkan romanının finâlinde çok güzel yakalıyor. Osman Ferit yanına çağırdığı karısı Nefiset Hanım’ın elini tutup tebessüm eder ve fısıldayarak “Teşekkür ederim sevgilim. Tha, seni ve çocukları korusun.” der. Sonra sevgili zevcesinin elini dudaklarına götürür ve son sözlerini söyler: “Sevgilim, başımı Kafkasya’ya çevir.”

Biz de bu akşam bir kez daha sevdiceğimle Kafkas, Kırım ezgilerini dinleyip başımızı Kafkaslar’a, Kırım’a çevireceğiz ve hatırlayarak yaşamaya devam edeceğiz.

DİĞER YENİ YAZILAR