Bu kaçıncı örneğidir ki; Atatürk’ün armağanı olan özel günlerin kutlamaları bir faciaya kurban oluyor... kurban ediliyor. Elbette bir maden göçüğü; göçük altında kalanların bir kaçı veya tamamının büyük bir ihtimâlle emek şehidi olacağını tahmin edebildiğimiz Türkiye şartlarında, yas sebebi. Maalesef, “Bu ölüm güzel ölüm”, “Ölüm bu işin fıtratında var.” gibi kalpsiz sözleri şiir okur rahatlığında söyleyenler oldukça, neredeyse harç taşımacılığından, betebe ustalığından inşaatçılığa yükselen “müteahhit”lere ocakların taşeronluğu verildikçe ve kontrol edilmedikçe böylesine daha nice acıyı ve yasını yaşamaya devam edeceğiz. Çünkü bu vicdansızlara “Dur!” diyen yok. Kontrolsüz, plansız kazmaya ve işçilerimizi ölüme göndermeye devam ediyorlar. İnşaatlarda da işçi ölümleri süre gidiyor. Bazen asansör, bazen kalas. Aymazlığın kurbanı olmaya devam ediyor emekçiler. “Açılım” diye gelinen zaman diliminde, şehit fidanlarımızın mezarlarını açmaya devam ediyoruz. Onları katledenlerin hempaları Habur sınır kapımızdan kutlamalarla, konvoylar halinde ellerini, kollarını sallayarak topraklarımıza giriyorlar. “Dur!” diyen yok, “Nereye gidiyorsun? Neyi kutluyorsun?”, “Burası Türkiye Cumhuriyeti toprakları!” diyen yok. Bayrağımız yakılıyor, Atatürk büstleri parçalanıyor. Bu kahpelere “Dur! diyen yok. Kendi açlarımızı unutup korumaya aldığımız Suriyeli mülteciler İstanbul’un göbeğinde sokakları, caddeleri haraca kesiyor. Onlara da “Dur!” “Mülteciliğini bil! Benim vatandaşımı rahatsız edemezsin” diyen yok. Çünkü kiminin bayrağımıza, kiminin Atatürk’e, kiminin bu vatana düşmanlığı var. “Türk”üm demek; ırkçılık, “Vatan, millet, toprak” demek; faşistlik, Atatürkçülük de putperestlik diye ilân edilirse olacağı budur. Bu toprakları vatan yapan, kanıyla bayrağın rengini veren şehitlerimize, gazilerimize, isteseydi kendisini hem padişah, hem halife ilân edebilecekken bu milleti fikri hür, vicdanı hür bireyler olmaya ve lâik-demokratik cumhuriyete lâyık gören Atatürk’e düşmanlık yaparak kazanılan hainler elbet daha çok bayrak yakacak, büst yıkacaklar. Ama hainlerin sahipleri ve maşaları şunu bilmeli ki; ne Atatürkümüz, ne de bayrağımızın kendilerini ispata ihtiyacı yok. Yerlerde sürüklenen, parçalanan da aslında onlar değil. Hainleri izleyip ses çıkarmayan, kendileri yapmak isteyip de cesaret edemediklerini yapanlar var diye içten içe çizgi film kahramanı ‘Sevimli’ gibi kıs kıs gülenler bilmiyorlar ki, esas itibarını kaybeden kendileri ve o çok önemsedikleri güç artık onlardan değil, dost edinmeye çalıştıkları düşmandan yanadır. Hainlerin arsız emelleri için döktükleri bunca gül yapraklı yol er-geç kendlerine çıkacaktır. 29 Ekim bu sebeplerden kutlaması gittikçe önem kazanan şanlı günlerimizden biri. Bağımsız, hür, lâik, demokratik kimliğimizin bize armağan edildiği gün... Tebâ değil, birey olduğumuzun bize anlatıldığı gün... Madenlere, inşaat çukurlarına, PKK’ya şehit verdiğimiz insanlarımızın haklarının da içinde yer aldığı bir idare şeklinin manifestosu. 29 Ekim’i marşlarla, şarkılarla kutlamak karnaval kutlaması yapmak anlamına gelmez. Kimliğimizin gücünü kutlamaktır 29 Ekim’i kutlamak. Onun için de hakkıyla kutlanmalıdır. Nice aydınlık 29 Ekimleri var sesimizle, var gücümüzle, huzurlu, umutlu yüreklerle kutlamak dileğiyle...
Atatürk’ün günlerine neler oluyor sizce?
Haberin Devamı

