Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Aşkın sadeliğine davet

Haberin Devamı

Aşkınızı ispat etmek veya size duyulan aşktan emin olmak için Şubatın 14’ünü bekleyenlerden misiniz? O halde, gözünüz aydın, dört gününüz kaldı. Alınan hediyenin maddi değerinin, sevginin, aşkın göstergesi olduğuna dair beyin yıkamanın tuzağına yine nice sevgili, eş düşecek, kim bilir? Mücevher endüstrisi, sevgisizliğin ve görsel aldatmacayla beslenen aşkların açığını o kadar hassas bir noktasından yakalıyor ki; çok kadının hayâli olan tek taş bile bir müddettir yeterli olmamaya başladı. Üç taş yan yana dizilip, sevgilerin, aşkların ispatına sunuldu. Slogan da insanı yüreğinin ta derininden vuruyordu: “Aşkın dünü, bugünü, yarını”. Yani öyle bir mücevher ki; sadece hediyeyi alan kadına zenginlik katmakla kalmıyor, aşkının hem geçmişini, hem bugününü, hem de geleceğini garanti altına alıyor. Yani, aslında kadının, erkeğinden bekleyip de, sözlerinden, tavırlarından bir türlü hissedemediği güveni, yan yana dizilmiş üç taş veriyor! Harika değil mi? Paralı erkeklerin de işi kolaylaştı. Kadınlarına aşktan yana ne kadar güvence vermek istiyorlarsa, o kadar çok pırlanta yan yana. Bir de dördüncü ilâve edilmeli bence. Hani, bunun bir de ölümden sonrası yok mu? Onun da garantiye alınması gerek.

Aşkların yarınlarını garantileyen hediyeler

Şimdiden, mücevher mağazalarında yapılan gizli pazarlıkların, sevgililere, kocalara, güya hissettirmeden verilen imalı ipuçlarının, rüzgârla kulağıma gelen fısıltılarını duyabiliyorum. Bugüne dek sevdiği kadına tek bir taş bile alamayan erkekler, artık çok geç, bir tanesine bile ulaşamadıysanız şimdiye kadar, bundan sonra üçlüye falan eliniz hiç varamayacak demektir. Üçlemeye gücü yetenler de, belki küpe, bilezik takım tamamlayacaklar.

14 Şubat akşamı bazı kadınlar, üzerine nadide bir orkide yerleştirilmiş kadife kutudan, aşklarının “Dünü, Bugünü, Yarını”nı garantileyen pırlantalar çıkaracaklar. Erkeklerinin gözlerine bakıp gözlerini kırpıştıracaklar, yaşlarla. Teşekkür edecekler, sadece bugünlerini değil, geçmişlerini ve geleceklerini de sevgiyle, aşkla garantileyen erkeğe... ve sonra zenginleşmekten doğan güven duygusunun verdiği coşkuyla en çılgın sevişmelerini sunacaklar. Aşklarının anlık değil, ömür boyu olduklarına inanacaklar. Erkeğin aklına bile gelmeyecek, o hediyeyi veremeseydi, sevişmeleri bunca şehvetli olur muydu diye. Kadın ise hiç düşünmeyecek, erkeğinin buna benzer bir hediye veremediği gün onu hâlâ isteyip istemeyeceğini.

Bazı kadınlar ise hiç hatırlanmayacak bile ‘Sevgililer Günü’nde. Birçoğu zaten bilmiyor bunun ne demek olduğunu, hangi güne karşılık geldiğini. Onlar için her hangi bir diğer çile günü 14 Şubat. Bir an önce yaşayıp bitirip, ertesi güne devirmeyi bekledikleri.

Sakın yanlış anlamayın. Ne sevdiğine pahalı mücevher alan erkeğe, ne de pahalı armağanlar bekleyen kadına karşı bir duruşum var. Ancak, ben aşkın sadece bir taşın ucunda asılı kalmasından yana değilim. Aşk, onsuz da olabiliyorsa, ancak bir nebze şıklık ekler taşlar ama sevginizin ve sevgilinizin bir garantisi olarak görüyorsanız, zaten aşk çoktan bitmiştir, haberiniz olsun. Bunu da umursamayanlara, ne diyebilirim... sahte garanti belgenizi güle güle kullanın...

Anlayamadıklarım ve merak ettiklerim

“Entelektüel; basit şeyi karmaşık şekilde anlatan, sanatçı ise karmaşık bir şeyi basit bir biçimde anlatan kişidir.” demiş Renoir. Bu durumda, entelektüelden yana bir sıkıntımız yok, sanırım.
Âİnternete girdiğinizde, hiç ilgilenmediğiniz onlarca reklâm karşınıza çıkıyor. “Semte göre sevgili arayın” sitesi de bunlardan biri. Aynı şehri nispeten anlayabilirim de, aynı semt? Merak ettim, sevgili için semtler arası yolculuğu bile göze alamayan adamdan nasıl bir sevgili olur diye.
ÂYargıtay 14’ncü Ceza dairesi, yengesine tecavüz eden kayınbiradere 20 yıl cezaya karşı, kadının “ruh hali tecavüzden mi, yoksa dedikodudan mı bozuldu?” sorusunu yöneltmiş. Tam da kadına şiddeti konuştuğumuz sırada bu soruya “pes!” bile diyemedim.
ÂPetrol araştırmaları için 130 milyon Dolara sismik gemi almışız. Adını da Barbaros Hayrettin Paşa koymuşuz. Petrolü bulup da sahipleneceksek ne alâ, ama her şey gibi onu da satacaksak, boşuna masraf. Bırakalım yeni sahipleri yapsın o zaman masrafını.

Papa Joan’ın yaptıkları

Dünya tarihi, kadına karşı tavır alacağız derken erkeğin kendini zor durumlara soktuğu örneklerle dolu. Bunlardan biri, Papanın seçiminde yaşanan “Duo testis” (İki testis) işkencesi. Papalık koşulunun tamamlanması için gereken bu seremonide, papa adayı delikli bir sandalyeye oturuyor ve güvenilir biri tarafından papanın testisleri kontrol ediliyor. Kişi “Duo testis!” diye ilân edince, papalık garanti. Yıllar önce Liv Ulmann’ın baş rolünü oynadığı ‘Pope Joan’ diye bir film izlemiştim. 1100’lerin karanlık çağında geçen bu hikâyede, din kavgalarının, katliamların dehşeti kiliselerin içinde de devam eder. Joan adlı rahibe, bu katliamlardan birinden, erkek kılığında kaçar ve sonra da erkek kılığında kilisenin hiyerarşik basamaklarını yükselir ve sonunda papa olur. Daha rahibeyken tanımış olduğu şövalyelerden biriyle yaşadığı gizli aşktan da hamile kalır. Bu durumu gizlemeyi başarır ama bir törende doğum sancıları tutunca gerçek ortaya çıkar. Bebeğini de, kendisini de orada parçalarlar. Bu sebepten, bir daha o makama bir kadının gelme ihtimalini ortadan kaldırmak için papa adayının testislerinin kontrolü âdeti konulmuş. İşin enteresanı ve önemlisi de dini arşivlerde kadın bir papanın varlığına dair en ufak bir iz olmadığı söyleniyor.

Hâsılı, büyük bir ihtimal, sadece kurgu bir hikâyeden yola çıkılan inançla, papa adayına, seçilmesi için böyle garip bir şekilde yoklanması şartını getirmişler. Hani, olur da bir gün gerçekten olursa diye. Papalık için ille de erkek olmanın şartına haydi tamam diyelim de, niye iki testis şart, onu anlayamamam. Daha mı iyi papa olunuyor o zaman?

Öneriler

Aşkın sadeliğine davet

 Bir Hareket: ‘Kadına şiddet’e karşı durmakta katkınızın olabileceği bir şeyler muhakkak var. Internetten ulaşabileceğiniz ‘Mor Çatı’ Derneğinin evleri, “Genç Kız Sığınma Evleri’, ilgili ve şefkâtli ellere her zaman ihtiyaçları olan korunma barınakları. Maddi, imkânınız yok ise gönüllü desteğiyle yanlarında yer alabilir, toplumumuzun bir ayıbına seyirci kalmamış, karşısında tavır almış olursunuz.
 Bir okuma: Gazeteniz Vatan’ın Kadınlar Günü vesilesiyle 14 Şubat tarihinde yayınlayacağı özel ek için, girişimci, öncü, sanat sevdalısı, iş kadını özellikleriyle çok önemli misyonları üstlenmiş olan Leyla Alaton ile, sanat ve kültürü, feminizmi, sevgiyi, evliliği, kadına şiddeti, boşanmayı konuştuk. Hem kadınlarımıza, hem erkeklerimize seslendik Leyla Alaton’la beraber. Okumanızı dilerim.

Aşkın sadeliğine davet

şklarını, kolyeler, bilezikler, yüzükler üzerinde montürlemeye hali vakti olmayan erkekler! Üzülmeyin. Bir kadına aşkı hissettirmenin çok daha sade yolları var, aslında çok daha zor olan. Çünkü, gerçek sevgiyi, kesin aşkı, ihtimamı gerektirir bu yol. Bir kaç satır mektup yazın el yazınızla, onun hayatınızdaki yerinin ve anlamının ne olduğunu ifade eden ve hissettiren. İçinde güven, sevgi, coşku, tutku, şefkat olsun, arkadaşlık olsun. Demetle şart değil, bir gül iliştirin yanına. Müşterek sevdiğiniz bir müziği koyun, tutup elinden dansa kaldırın. Eminseniz sevdiğinizden ve sevildiğinizden, midenizde ve yüreğinizde kelebekler uçuşuyorsa bakıştığınızda, aşktan başka bir şeye iştahınız kalmıyorsa, kâlbiniz coşup kafesinden çıkmak istiyorsa dokunduğunuzda, işte o ‘an’dır, ‘Dününüz, Bugününüz ve Yarınınız’. Bu kadar sadedir işte ama bir o kadar da zordur gerçek aşkı anlatmak. Zira, yüreğinizle sevdiğiniz arasında başka bir şeyi görmez, tanımaz, kabul etmez gerçek aşk. Sadece sizi bilir ve de diğerinizi. Bir de bu namussuz aşk, parayla alınmaz, satılmaz, kârla devredilmez... İşinize gelirse...
Bir hatırlatma: ‘Sevgililer Günü’ kutlaması sadece sevgiliniz değil, sevgi sözcükleri ile mutlu etmek istediğiniz, sizin için özel olan herkes için geçerlidir.

Bana Elini Ver! projesi sokak çocuklarına umut olacak

Aşkın sadeliğine davet

BANA ELİNİ VER! Projesi için elimi verdim. Uzattığım bu el, bir sokak çocuğunun hayatını kurtarmak yolunda bir ufak adım olabilirse ne mutlu bana. Toplumumuzun en büyük sorunlarından biri olan sokak çocuklarımızın terk edilmişliğine, unutulmuşluğuna, horlanmışlığına bir çare olmak üzere, sergilenecek yüz elli el imzalı tual internette satışa sunulacak ve geliriyle Umut Çocukları Derneği’nin öngördüğü ihtiyaçlar çerçevesinde bu çocuklarımıza el uzatılacak. Projenin fikir sahipleri Hakan Tevetoğlu ve Peker Halil İbrahim’i bir kez daha kutluyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR