Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Ara zamandır yolculuk

Haberin Devamı

Masamda, bir tarafta New York yolculuğumdan getirdiğim gazete ve mecmualar, yolculuğum boyunca aldığım notlar, diğer tarafta ‘twitter’, ‘face’ ve Türk medyasından toplayıp deftere düştüğüm izlenimler. Aralarından bana bakan rüya defterim... Bir başka deftere kaydettiğim bana gelen mesajlar, naçizane benim paylaştıklarım... Kafamda, bir müddettir yazmakta olduğum son yetişkin romanım ve yanı sıra ikinci çocuk romanım, dizi olacak romanımın senaryosu...

Şu anda bütün hepsinden bir şeyler aktarmak, masamdaki ve zihnimdeki her cümlelik bilgiye kendisini önemsediğimi hissettirmek ihtiyacıyla öylece bakıyorum; renk renk, çeşit boy puntodaki kelimelere, el yazımla şekillendirdiğim cümlelere...

Diğer taraftan yolculuğun bana yaşattığı duyguları da daha bir kenara atmaya hazır değilim. Yolculuk birebir reel yaşanan bir zaman dilimi olmasına rağmen, bende hep bulunduğumuz zamanın dışına çıkmış olmakla karışık sürrealist bir macera duygusu uyandırır.

YOL SİHİRLİ BİR DUYGUDUR

Daha önce de sizlerle paylaşmıştım; benim için yolculuğu esas yapan alınan yolun kendisidir ve çok önemserim o ‘ara zaman’ı. Roma tanrısı Janus’un iki tarafa bakan yüzlerini anımsatır.

Arkada bıraktığınız ve varacağınız iki nokta arasındaki çizgidir yolculuk. O çizginin kaderi aslında sizin kaderinizdir. Giderken yolculuk sekteye uğrayıp çizgi tamamlanamayabilir veya vardığınız yerde temelli kalıp geride tek bir çizgi bırakabilirsiniz. Bazen de aynı yolu defalarla gide gele, iki nokta arasında mekik dokur durursunuz.

Her halükârda, bu çok zengin bir çizgidir. Zira üzerinde sadece sizin hayatınız değildir yolculuk yapan. Sizinle aynı yolculuğu, aynı yolu paylaşmış diğer onların, yüzlerin hayatı da o çizginin kaderine bağlıdır. İki nokta arasında bir tek çizginin bu kadar çok insanın hayatını elinde tutuyor olması beni çok düşündürür hep. Belki kafamı bunlara yorduğumdan çok eğlenceli gelir seyahat bana. Ayrıca, ardımdaki noktada tekrar buluşmak üzere bıraktığım ve o uzak noktadaki buluşmaya gittiğim sevgileri, sevdiklerimi çok daha derin düşünme zamanı verir. Bu çok sihirli bir duygudur ve bu sebepten yolculuğum bitmiş de olsa, bir müddet daha bu sihir bulutu içinde yaşamaya devam ederim.

İşte, masamdaki kalabalık da şimdi bana “geri gel!” diye seslenmekte ve ben inatla o ‘ara zamanı’ yaşamaya devam etmek istiyorum.

Bebek Camii’nden duyduğum ezan sesi “Allah-u Ekber!” nidasıyla beraber beni buraya döndürüyor. Birdenbire, hiç sebepsiz, gözlerimin mavisi kan kırmızısı görüyor her yeri ve hemen beynime sebebi düşüyor. Yüce Yaradan’ın, kendi ismini ve gücünü kanla kullananları kızgınlıkla, üzüntüyle izlediğini ve nasıl hiddetlendiğini hissedebiliyorum.

Çocuk gelinlere ağıtım, aşağılık erkeklere lânetimdir!

Gözlerim kan renginde, yanı başımda ayırdığım habere dönüyor. Sakarya’da otuz dört kişinin yargılandığı küçük bir kız çocuğuna cinsel istismar davasında, sanık polis müdürünün avukatının; “Peygamberimizin de benzer evlilikleri vardı. Müslüman ülkede yaşıyoruz.” sözleri gözlerimi iyiden kan çanağına çeviriyor. Demek bu avukat için evlilik ve tecavüz ilişkisi aynı şey. Zaten bunun karşılığı bir haber hemen elimin altında. Yemen’den bir haber: Sekiz yaşında gelin edilen minik Revna’nın gerdek gecesi cinsel uzvundaki kanamadan ölüş haberi... Yemen’deki gelinlerin üçte biri çocuk gelinlermiş. Lânetleyerek, bizde de buna hevesli demeç verenleri anımsıyorum.
Kadını cinsel dürtülerini gidereceği ve dölleyeceği bir yatak olarak gören sefil erkek zihniyeti; hastalıklı kafası ve marazi duygularını tatmin peşindeki ruhsuz bedeniyle dişi cinsine ne sevgi, ne şefkât duymaz. Dişi cinsinin küçücük bir çocuk, buluğ çağında veya henüz gelişmemiş bir genç kız olması hiç bir şey ifade etmez bu sefih yaratıklara. Zaten aynı kafada bir baba, bir ağabey, bir amca o kız çocuğunu ona teslim etmiştir. Belki de bu sebepten, ne kadar küçük perişan ederlerse kız çocuklarını o kadar iyidir onlar için. Henüz çocuk, kavruk, cılız, narin bedenler kendisini savunamayacak, isyan edemeyecek kadar kırılganken, onları kız
doğduğuna pişman etmeli ve aslında kimlere, nasıl servis için dünyaya geldiğine ikna etmelidir. Ne kadar erken boyunduruğa vurulursa o kadar hâkim olunur zavallıya. Onun için, okumamalıdır kız çocukları, düşünmeyi, seçmeyi, kaçmayı, tavır koymayı öğrenmeden daha, bir zalim erkeğin penisine teslim edilmelidir bu kafalarca.

Ara zamandır yolculuk

Kırık oyuncak bebekler...

Ben bunları yazarken, siz bunları okurken şu an bile, ülkemizde ve bu coğrafyada daha nice minik kız şu anda aynen minik Revna misâli, yetişkin bir aşağılık erkeğin bedeni altında ağlayarak, bağırarak, can havliyle çırpınıyor. Gelişmemiş, çocuk kasıkları arasında kanını, canını hançerleyen rezil bir yetişkin erkeğin verdiği acıya dayanmaya çalışıyor. Onu kurtaracak kimse yok. Kulaklar kapalı feryatlarına.
Aynen Revna gibi, kimisi bu geceyi çıkaramayacak o minik kızların. Kırılmış oyuncak bebekler gibi, soğuyan bedenleriyle kalacaklar kan ve meni içinde... Kimi de yaşayacak ama aynen kırık bir oyuncak bebek gibi yaşayacak...
Şu anda ağlıyorum... Küçük gelinlerin her birinin yanına yetişip, onları o süfli, rezil, aşağılıkların elinden kurtarabilmek isterdim. Çaresizliğim beni daha çok ağlatıyor ve bir o kadar da hiddetlendiriyor. O kendine “Müslüman’ım” diyen, namaz kılan, oruç tutanlar için ne düşündüğümü şimdi yazmayacağım. Onu Allah biliyor...
Masamın bir tarafında kahkahalar var, diğer köşesinde gözyaşları... Yolculuktan dönüverdi işte ruhum ve gözyaşlarında kaldım bugün...

DİĞER YENİ YAZILAR