Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Annem için...

Haberin Devamı

Annem... iki ay sonra doksan bir yaşına girecek. O gün belki de hiç anlamayacak neden onu kutladığımızı, neden pastanın mumumu üflettiğimizi. Belki ‘İyi ki doğdun Lemanuçka!’ melodisiyle, minik mumların ışığı onu birdenbire çocukluğu-na geri götürecek ve aynen o yaşlarındaki çocuk tebessümü ve heyecanı ile ellerini çırpacak.
Annem için...
Gittikçe uzayan uyku saatlerinin, rüyayla, gerçeklerin ve geçmişinin içe içe geçtiği bir dönemde anneciğim. Günün her anını bizlerin “reel” bildiğinden farklı bir anlamda ve sanıyla, kendisini iyi hissettiği, huzurlu olduğu her ne ise onu yaşıyor. Biz de ona ille de gerçekleri kabul ettirmek gibi bir yanlışa düşmüyor, tam aksine, o nasıl mutlu ise biz de onun parçası olmayı seçerek, kendisinin farkında olmadan dağıttığı rolleri oynuyoruz. Onunla konuşurken bana bazen sanki küçücük bir çocukmuşum gibi bakıyor, bazen de annesiymişim gibi. Aklından neler geçiyor bilmiyorum ama ben de onu farklı yaşlarında görüyorum. Belki de kalemimle, hayatına dokunduğum için, gözbebeklerinde hem çocukluğunu, hem harp gelini olduğu yılların acısını, hem mutluluklarını, hem de bizi susta durduran disiplinini görüyorum. Bazen birdenbire ne çağrıştırı-yorsa, babasının ona öğrettiği Rusça şarkıları, hiç eksiksiz, detone olmadan söylemeye başlıyor. O anlarda yeniden Kurt Seyit’in minik ‘Poluş’u oluyor. Bazen aniden düşünceli bir hâl alıyor bakışları. O zaman bedeninde ve zihninde oluşan çöküşlerin farkındalığını yaşadığını hissediyorum. Böyle anlarda da sıkı sıkı sarılmak, teselli etmek ihtiyacı duyuyorum ama yapamam. Buna fizikî olarak tavır koyamasa bile ruhen set çeker, çok iyi biliyorum.

KÂH BİR ASLAN KÂH BİR GÜVERCİN!

Anneciğim, çocuklarına o derin sevgisini, onlara yemekten, giyinmeye, okuma alışkanlığından eğitime, gösterdiği özen, titizlik ve birebir ilgi ile belli ederdi. Yoksa, özel kutlamalar ve masaldan sonra “iyi geceler” öpücüğü dışında, öyle kucağına alıp, sürekli okşayıp öpüp seven annelerden değildi. Ama, kâh bir anne aslan, kâh bir anne güvercin gibi koruyucu, fedakâr ve hâtta cefakârca hep bizimle, yanı başımızdaydı. Bunu çok iyi hissettiğim için belki de, öyle sıcacık sarılmalar ve öpüşlerin eksikliğini hissetmezdim. Belki de annesinden ziyade babasının kızı olarak büyümesinin getirdiği bir karakterdi bu hali. Çocuklarını uyurlarken sevdiğini söylemişti bir kez, hem de pek bir gurur duyarak... Ben, tam aksine, çocuklarımı, gün içinde her uğurlama, her karşılamada defalarla sarılıp öpmeyi, onları sevdiğimi bıkmadan, usanmadan yüksek sesle söylemeyi seviyorum ve ben de bundan gurur duyuyorum. Ama bu, annemin beni, benim çocuklarımı sevdiğimden daha az sevdiği anlamına gelmiyor. Zira, öyle şeyler yapardı ki halen daha “Neden gerekliydi?” diye sorarım. Meselâ; okul dönemlerinde kar, kış fark etmez, sabahın 6’sında çıkar, Ataköy’ün diğer ucundaki mandıraya yürüyerek gider ve taze sağılmış süt ve günlük yumurta, fırından taze çıkmış ekmek alır, gelirdi. Neden bu yolu her gün yaptığını hiç anlayamamışımdır. Cevabı çok basitti hep; “Günlük yedirmek varken neden bayatı vereyim?” İşte şimdi, onun 90 seneyi deviren gözlerine bakarken yine o saplantılı, pür telaş koşuşma-lardaki annemi görüyorum. Yumurtadan embriyoya ve civcive uzanan tabiat ödevimi çizip boyarken görüyorum onu. Sonra, babacığım kâlp krizi geçirdiğinde bile bebeklerime bakan, şikâyetsiz, imâsız hayatımı kolaylaştıran annemi görüyorum karşımda. Elleriyle diktiği elbiselerim uçuşarak geçiyor hayâlimden. İpek organza, jüponlu, dantel gibi işlenmiş prenses elbiselerim... Aslında anneciğim belki kendi farkında değil ama beni hep öperek büyütmüş. Sabahların köründe taşıdığı taptaze lezzetlerde, ödev defterlerimin içinde, giydirdiği elbiselerde ve bugün olduğum kadın olmam-da, hep annemin öpüşleri var... ben biliyorum. Her şey için teşekkürler canım anneciğim...

DİĞER YENİ YAZILAR