Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Alzheimer’la geçinmek

“İNSAN insanla geçinemez iken alzheimerla geçinmek de ne?” diyeceksiniz. Asrımızın en baş belası, en çaresiz hastalıklarından biri alzheimer. Ama öyle sessiz, öyle sakin ve derinden gelip esir alıyor ki kurbanını, sanki aynı sessizlik içinde, kendi köşesinde yok olur, geçiştirilir izlenimi veriyor bilmeyenlere. Belki de kendisi direkt hayatı sonlandırmadığı için “ölümcül” kabul edilmemesinin dahli var bunda. Halbûki, kurbanının yaşamını ağır ağır tüketiyor. Önce kısa süren semptomlarla uzun aralarla ziyaret ediyor. Sonra aralar kısalmaya, çöküp kalma süresi uzamaya başlıyor. Pençesindeki yakınınız her defasında sizden biraz daha uzaklaşıyor. Sadece sizden değil, kendi anılarından, yaşamı boyunca bildiği marifetlerinden, düşlerinden, kendi kimliğinden uzaklaşıyor. Hangi krizden sonra tekrar geriye döneceğini, hangisinden sonra size tamamen yabancılaşacak olduğunu bilemiyorsunuz. İşte bu bilinmezlik ve çaresizlik insana Alzheimerla geçinmeyi öğretiyor. Aslında bu; hastalığın kendisiyle değil, hastalığın pençesindeki sevdiğinizle iyi geçinmek, onu mutlu etmek arzunuzdan doğan bir ilişki. Bir taraftan hastalığı ciddiye alırken, hastanıza ve size yüklediği yeni rolleri hafiften şakaya almayı başarabilmeniz gerek.

Hastalığın rolleri

“EYVAH! Anneannem Ergen mi Oluyor?” kitabında sevgili Arzu Sandal’ın anneannesinin hastalık sürecini başından sonuna mercek altına alan ve sevgi, dostluk, arkadaşlık dolu torun-anneanne ilişkisinin başlayıp geldiği son noktayı anlatan kitabını okurken âdeta son bir kaç seneder anneciğimle yaşadıklarımızın aksini gördüm.

Seksen sekiz yaşına kadar yaşamını yardımsız, yardımcısız idare etmeye direnmiş olan annemin, hastalığın teşhisinden bu yana sergilediği, kendisine ait değil de, muhtelif tiyatro oyunundan alınmış gibi tavırların, söylediği sözlerin ardında hep, artık desteğe ihtiyacı olduğunu kabûllenmemek inadı vardı. Aydın, entelektüel seviyesi yüksek ve kimseye müdanaası olmayan bir kadındı. Bugün, ilerlemiş hastalığına, çöken bedenine rağmen hâlâ daha o entelektüel geçmiş hafızasında direncini sürdürmekte. Genç kızlığında uzun ve sırıkla atlamada ödülleri varmış. Çok güzel resim yapardı. Tiyatro,konser, kitaplar hayatının vaz geçilmezleriydi. Kendi imkânları içinde neredeyse becerili bir Wall Street bankeri gibi hesap bilirdi. Diktiği elbiseler gerçek bir sanat eseriydi. Bir harp gelini ve aldatılmış bir genç kadın olarak hayatın zorluklarını, acılarını kimliğinden taviz vermeden göğüslemiş, mücadele etmiş ve kazanmıştı. Çok sevmiş ve çok sevilmişti. Hiç sızlandığını duymadım annemin. Şikâyet etmez, enerjisini care bulmaya yönlendirirdi. Çok keyifliydi ama hayatı alaya almazdı. Evdeki disiplin şefimiz oydu. Nefis sofralar hazırlar, akşam yemeklerinde o harika sesiyle babama şarkılar söylerdi. Babacığım için “Hanımların Padişahı” ydı annem. Hep gülerdik bu söze ama babam için öyleydi bir kere, değiştirmezdi. Annemden gizli bir şey yapılamaz, ona ‘dosdoğru’nun dışında bir söz söylenemezdi. Çalışkan, dürüst, temiz, mücadeleci, sabırlı olmamız, hayatımıza hedefler koymamız ve peşinde koşmamız, sevdiğimiz ve sevildiğimiz için eş seçmemiz annemin bana ve kızkardeşime öğretilerinin başında geldi hep. Kendisi hep dimdik, hep enerjik, hep marifetli, hep becerili ve programlı oldu. Şimdi, nadiren uyanık olduğu zamanlarda her yanına inişimde o saat itibarı ile hangi Lemanuçka’yı karşımda göreceğimi merakla gidiyorum odasına.

Unutulmaya mahkûm ‘an’lık mutluluklar

Haberin Devamı



HER defasında yeni bir sürprize açığım. Bizleri muhtelif suçlamalarla azarladığı, bakıcılarından kurtulmak için anahtar saklamaktan, evi terkedip kadıncağızı akşam akşam sokaklarda bırakmaya kadar her şeyi denediği, yardımcılarımızın onu zehirlediğine, tüm malvarlığına el koyduğumuza inandığı ve kavgasını verdiği zamanlar geride kaldı. Şimdi sakin, huzurlu, arada bir evini hatırlayıp gitmek istediğini söylüyor. Onun içinde olduğu zamanları ve mekânları hiç tartışmıyoruz. O kendisini nerede ve nasıl rahat, mutlu hissediyor ise, biz de o oyuna katılıyor ve aynı lisanı konuşmaya çalışıyoruz. Az sonra unutacak da olsa, o an ne istiyorsa onu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Artık ‘an’lık, kısa ve anımsanmayacak mutluluklar söz konusu anneciğim için. Annem ama bebeğim şimdi o. Şefkâtin ve sevginin önemini bir kez daha hissettiriyor alzheimer. Şimdi anneciğimin yanına gidiyorum. Çocukluğunda dedemden öğrendiği Rusça bir halk şarkısını mırıldanmaya başladı: “Umala Bazarny...” Pazar yerinde aşka tutulan bir Tatar delikanlısı ile Musevi kızının çaresiz sevdasını anlatan dokunaklı şarkı, neredeyse bir asırlık zamanın içinden çıkmış, gelmiş işte... Hemen koşayım yanına. Bu an, hatırlamalar anı olabilir, kaçırmayayım.

DİĞER YENİ YAZILAR