Nermin Bezmen

Nermin Bezmen

-

Aktörlerin kaderi...

Haberin Devamı

Kurt Seyit & Şura romanım dizi olduğundan bu yana, okurlarımın yazdıklarımı ne derece sahiplendiklerini ve anlattığım hikâyeleri ne derece içselleştirdiklerini şimdiye dek olmadığınca farkına varmaktayım. Gerçi bunu tahmin ettiğimden olacak, daha ilk günden beri, hem muhtelif röportajlarımda, hem face sayfamda sık sık, karakterlere, yaşamlara romanda ve ekranda hayat vermenin ne kadar farklı matematiği olduğunu yazıp duruyorum. Kimileri benim rica ettiğim gibi; romanı romanda, diziyi ekranda, bir diğerinden ayırarak izliyorlar, kimileri de sevgi ve korumacılıklarını aşamayıp inatla, kitap ellerinde satır ve satır ekranda aynen canlandırılmasını bekliyorlar. Mail yoluyla veya face sayfama gelen mesajları daha okumaya başlar başlamaz hangi gruptaki okurumdan geldiğini bir bakışta anlıyorum ve dudaklarıma ister istemez keyifli bir gülümseme yayılıyor. Her birine bıkmadan, usanmadan ve onların ilgisine, sevgisine karşı yapabileceğim tek teşekkür şekli olduğundan muhakkak cevap yazıyorum.

SICACIK BİR İLİŞKİ...

Bugüne dek gelen binlerce mesajdan çoğu, romanı, romanın verdiği tatla okuyan ve diziyi de ekrandaki görsel şölen olarak kendisine has keyifle izleyenlerin notlarından oluşuyor. İşin güzel tarafı, bu grup izleyiciler, romanı okuduklarında da her satırdan, her karakterden roman dilinin anlattığı içinde büyük heyecan duymuş, kahramanlarımla beraber ağlayıp gülmüş, her birini evlerinin içinde yaşayan misafirler gibi kabullenmiş, romanla ve karakterlerinle kurdukları bu sıcacık ilişkiden dolayı beni de sahiplenmiş okurlarım... Ve diziyi izlerken de, arada dizi dinamiği gereği yer alan farklılıkları görseler de, bunu işin tabiatından görüp, satırlarda keşfettikleri sihirli dünyayı bu defa ekranın içinde hissederek izliyorlar.

Bu arada görüyorum ki; kimileri de, benim bu konudaki ricalarımı gerçek ötesi bir buluşmayla yaşıyorlar. İyi ve masum karakterleri bir evlât, bir kardeş, hâtta bazen bir sevgili gibi bağırlarına basıyorlar ve bu seçilen karakterlere zarar veren veya verebilecek olan

her diğer rol sahibi/sahibesi için de nefret ve tahammülsüzlük hissediyorlar. Öyle mektuplar geliyor ki; ardındaki gerçeği bilmesem, bu izleyicilerimizin, o kötülerle gerçekten şahsi bir kavgası olduğuna inanabilirim...

SANKİ AİLENİN BİR FERDİ

Aslında böyle bir mücadele olduğuna inanmak gerek. Çünkü böylesine içselleştirmede, aynen, karakterlerden birine duyulan sevgi, tartışmasız olarak, ne kadar yüce, ne kadar korumacı ise, hiddet, nefret ve engel olma duyguları da aynı gerçekçilikle yaşanıyor, bu kesin. Dolayısıyla izleyici ruhen ister evindeki koltuğundan sıyrılıp ekranın içindeki hikâyeye geçsin, isterse, ekrandaki beğendiklerini oradan çıkarıp evinin, ailesinin ferdi gibi düşünsün fark etmez, sonuçta anlatılanla bütünleşiyor, kendisine ait kılıyor.

Ekrandaki hayatlar daha mı inandırıcı?

Senelerle Türk sinemasının daimi kötü adamları olan oyuncuların gerçek hayatlarında karşılaştıkları zorlukları biliriz. İçlerinde, ekranda yaptıkları için cezalandırılmak üzere saldırıya uğrayanlar bile olmuştur. Aradan geçen senelerde oyuncular değişmiş olabilir, filmler de. Ama değişmeyen; ekranın izleyici üzerindeki inanılmaz etkisi. Bu örneği en iyi açıklayan mesajlardan birisi geçen gün geldi bana. Mesaj, dizinin son bölümü daha dizi biter bitmez, o heyecanla yazılmış, kelimelerin isyankâr coşkusundan, yazanın yaşadığı ruhsal iniş çıkışları hemen hissettiren bir mesajdı. Bu, olgun yaştaki okurum ve face arkadaşımın ismini vermeden, bazı kelimeleri de sansürleyerek, duygularını sizinle paylaşıyorum: “İyi sabahlar neredeyse sabah oldu çünkü... Ben bu gece hop oturdum hop kalktım. Kalbimin çarpmasının, her nefes alışımın sesini duydum. Petroyu oyucam, oteldeki kadın Şura’nın yerine geçecek diye ödüm patlıyor. Teyze bir kaşık suda boğulmalı. Kavuşacaklar mı yeniden, Petro’nun bütün şerefsizliklerini dedeniz öğrenecek mi? Benim kızım da oyuncu. Böyle bir dizide oteldeki kadını bile oynasa saçını başını yolarım. Bu hikaye gerçek olmasından dolayı çok etkiliyor. Sizi rahtsız etmek istemem elbette, son derece saygı duyuyorum. İyi ki varsınız.

GÜNAHSIZ PETRO

Bu satırlardaki duyguların ne kadar naif, içten ve hiç abartısız olduğunu bildiğim için her hatırladığımda gülümsemeden geçemiyorum. Ama, diğer taraftan, rollerinin hakkını vermek için oyunculuklarının en mükemmelini ortaya koymaktan başka günahı olmayan; Petro’yu, Şura’nın teyzesini ve gözleri fel fecr okuyan genç kızı canlandıran oyuncularımız gibi diğer kötü karakterlerin de izleyici tarafından nasıl kolayca düşman hatlarına yerleştirildiğini görmek ekranın gücü konusunda ürküntü yaratıyor. Sinema tarihine damgasını vurmuş olan Anthony Hopkins’in filmlerinde canlandırdığı melek huylu kâhyadan, psikopat canavar ruhlu doktor Hanibal’e kadar uzanan karakter kuşağından hiçbiri özel hayatında üstüne yapışıp kalmadı hâlbuki. Sanırım bizler henüz, aktörün gerçek kimliği ile canlandırdığı kimlik arasında ekranda gördüğümüzü tercih ediyoruz. Bu bana, acaba ekrandaki hayatlar, gerçeklerden daha mı inandırıcı sorusunu sorduruyor. Siz ne dersiniz?

DİĞER YENİ YAZILAR