Bu bir düştü. Moda İskelesi’nin vapurları artık ağırlamadığı bir zamanındaydık.
Aralık ayının son günlerinde, ışığın keskin, keskin olduğu ölçüde şiire yaslandığı bir dönemeci vardı yüzlerimizde. Günebakanlar, eski arkadaşlar için bir ışıktı bu. Birbirini gören, acıyı hafifleten, coşkuyu coşturan arkadaşlara yakışacak bir ışık.
2010’dan ne beklediğini sorduğumda, gözleri kaçınılmaz olarak Marmara’nın çırpıntılı, dinç sularına kaydı. Deniz, ilerdeki adayı, Moda’nın bildik kıyılarını, engindeki tarihi yarımadayı yıkayıp duruyordu.
Kırık kalpler durağında inecek var, dedi.
Gülüştük.
Candan Erçetin yeni CD’sinde böyle diyordu. “Kırık kalpler durağında inecek var, eteğindeki taşları dökecek var, doldurun kadehleri içelim beraber, yılların yorgunluğu geçene kadar.”
Suya baktık, suyun sesini dinledik.
Bu sular ki kıyılarını kapladıkları yeryüzünün, üzerinde yaşayan insanları yazgı bahanesiyle savurup durduğuna tanıklık ederdi. Buna rağmen suyun, karanın bu hiddeti karşısında ne sırasını bekler bir hali vardı, ne de hınç bileyen bir üslubu. Kendisiydi, buradaydı ve şimdiydi.
Peki ya sen, diye sordu arkadaşım.
Sen neler bekliyorsun 2010’dan?
2010’da her şeyi olduğu gibi kabul etmek istiyorum. Az önceki ışıklar Marmara’yla elim sende oynuyordu.
Bu deniz ki, ona vurulup, bedelini fersah fersah ödediğimiz bu yeryüzü parçasının kıyısında, hiçbir şey olmamış gibi doğal hengamesine devam eder, iki hidrojen bir oksijen atomu ile açıklanamayacak biçimde bileşik ruhuna karılmış olan sonsuzluğu yine sonsuzluk adına ha babam de babam bilerdi. Belki de bu kadar kıpırtıya rağmen insanın içine yürüyen huzurun nedeni buydu.
Arkadaşımın gözlerine baktım. Bizim Cüneyt’ti. 20 yıl önce onu bir trafik kazasında yitirmiştik. Bu kıyıdan, farklı bir zamandan, farklı ufuklara baktığımız gençliğimizin bir parçası olarak içimizde bir ukde olarak kalmıştı.
2010’da olup biten her şeyi olduğu gibi kabul etmek istiyorum dedim. Ama şunu da akılda tutarak: Kabul etmek demek onay vermek değildir. Zira ancak bu koşulda yaşama dair yaratıcı, dönüştürücü yanıtlar bulabilim.
Hem arkadaşımın hem de martıların
bu cümlelerime güldüğünü biliyorum. Ne yalan söyleyeyim; “Vay be” diyerek ben de gülerek uyandım bu düşten.
Her şey bir yana, 2010’da daha çok düş görebilsek, daha çok gülebilsek, arkadaşlığın ve sevginin kıymetini daha iyi anlayabilsek...
Yeni yıl yazısı
Haberin Devamı

