Türkiye ve çocuklar

Haberin Devamı

Bugün iyi niyetli bir yazıyla karşınızdayım; çünkü iyi niyete her zamankinden daha çok ihtiyaç duyacağımız günlerden geçtiğimizi düşünüyorum.

Geçtiğimiz günlerde Almanya’daki bir edebiyat toplantısında Türkiyeli olmaktan duyduğum mutluluğu dile getirdim. Daha sonra Alman bir gazeteci “Türkiye bu haldeyken nasıl bundan mutlu olabiliyorsunuz?” diye sordu bana. Cevabım basitti: “Her şeye rağmen bu genç nüfuslu ülkeye, Türkiye’ye güveniyorum” dedim.

Yüzyıllar boyunca bu kadar uygarlıkla baş etmesini bilmiş, baş etmek ne kelime, uygarlığın ta kendisi olmuş, tüm savrulmalarına rağmen nice bilge yetiştirmiş bu topraklar bir yerden sonra anlayacaktı. Alman gazetecinin şaşkın bakışları altında bilgiç bilgiç kafamı salladım: Bu kadar işkenceden, kan, zulüm ve gözyaşından sonra bu toprakların yüzü suyu hürmetine bir biçimde ‘hatırlayacağız...’ Silaha karşı umudun gücünü, faşizme karşı insan kalabilmenin kudretini, şiddet ve öfkeye karşı arkadaşlığın değerini, yaşamak için kimlik kılıflarının ablukasında boğulmaya gerek olmadığını... Kadim olanın hoşgörü ve anlayış olduğunu, evet yeniden hatırlayacağız...

Bu topraklardan Toprak Ana monomiti çıktı, onun şefkati yükseldi. Sümer çıktı, Hitit, Mevlana ve nicesi; yine çıkacaktır. Gazeteciyi bir yerlerde bırakıp “Bu ışığa acilen ihtiyacımız var” diye mırıldandığımı hatırlıyorum; bu ışığın en çok çocuklara, gençlere ulaşmasına ihtiyaç var ülkemde.

Türkiye’ye döndükten sonra gençlik günlerimin dinamik doktoru, bugünün Cerrahpaşa Tıp Fakültesi profesörü, oğlumun her derdine devacı olmuş olan Yıldız Perk Hoca aradı beni. İnanmak istediklerimi haklı çıkarırcasına “İyi işler yapıyoruz” dedi. “Haberin olsun.”

Hakkını vererek yaşamak

Cerrahpaşa bünyesinde bir prematüre merkezi açmışlar. Prematüre deyip geçmeyelim; doğan bebeklerin yüzde onbeşi prematüre olarak doğuyor Türkiye’de. Ve yaşama çelimsiz, hazırlıksız başlamanın bedelini yaşamlarıyla ödüyorlar çoğunlukla. Türkiye’de gürbüz doğanlara da zamanla kaderlerinin oynadığı bin bir türlü oyun var gerçi. Prematüre doğup tası tarağı toplayıp erkencecik gitmek mi iyi, yoksa sürünerek yaşamak mı sorularına Yıldız Hoca’nın vereceği cevabı neredeyse biliyorum: Kaliteli ve hakkını vererek yaşamak!

İlk kez 1993 yılında kurulan bu birim dünya standardını yakalamak için yeniden düzenlenmiş ve aynı anda 24 bebeğe bakacak bir ünite haline getirilmiş. Yıldız Perk, enfeksiyon ve dünya standartları açısından tüm denetimleri yapılan bu birimin erken dünyaya gelmiş ve sorunlu bebeklerin yaşama tutunmasında önemli bir misyonu üstleneceğini söylüyor. Zira yaşama tutunmak gerçekten de kıymetli bir şey. Yaşama tutunmak her şeyi değiştirebilmenin ilk anahtar sözcüğü. Tutunamamaya yazgılı bir ülkede yaşamı yeniden ve yeniden üretebilme inancı demek bu. Yardımlarınızı Anne ve Bebek Sağlığı Vakfı Ziraat Bankası Kızıltoprak Şubesi 1395416-5007 No’lu hesaba yatırabilirsiniz.

Kıssadan hisse: Erken doğmuşlara kucak açarsak, yaşamın tornasından geçmek zorunda kaldığı için erkenden büyümek zorunda kalmış nicelerine de şefkat, iyi niyet ve hoşgörü sunmaya hazırız demektir. Neden derseniz ülkemizde dayak yiyerek, aşağılanarak, cezaevlerine konarak büyüyen o kadar çok çocuk-genç var ki... Sırası gelmişken “Hişt Hişt” diyelim ve Bilge Köyü’ndeki çocukların bir bölümünü bağrına basan Darüşşafaka Lisesi’ni de anmadan geçmeyelim.





DİĞER YENİ YAZILAR