Sizi gidi casuslar sizi!

Haberin Devamı

George W. Bush’un iktidarındaki Washington D.C.’de iki yıl yaşadım. Babaannemin vakti zamanında birkaç ayeti öğretmeye çalıştığı ilkokul öncesi zamanlarım hariç Müslüman olduğumu bu kadar net bir biçimde tecrübe etmek durumunda bırakıldığım başka bir dönemim olmamıştı hayatımda. Bunun daha nadir ima edildiği seyyar günlerimde caddelerde avare avare dolanırken karşıma ilginç bir müze çıktı: Casusluk Müzesi. “Hadi gireyim içeri bari” dedim. Şehrin göbeğinde bir müzeydi burası. Ama işin rengi kapıdan içeri girer girmez değişti; müzenin size potansiyel casus muamelesi yaptığı bal gibi ortadaydı. İsteseniz de istemeseniz de esrarın bir parçası oluveriyordunuz. Bir sürü şifre veriyorlardı size, ortam gergin ve şüphe doluydu. Alarmlar eşliğinde bu garip dünyanın içine dalıveriyordunuz.

Kırmızı ışıkların suni gizemi altında sürekli kendime şunu telkin ettiğimi hatırlıyorum. “Dışarısı normal kızım, bu sadece bir oyun, sen de oyunun bir parçasısın.” Ama müzeyi terk edene kadar o gerginliğin üzerimde dolaştığını hâlâ çok net hatırlıyorum. Bir de her türlü casusluk taçlandırılırken komünizmden yana casusluk yapanların had safhada aşağılanıyor olması da hatırımda kalmış.

Neyse.

Kulak dinleme faslı gündeme geldiğinden beri o suni adrenalin “coşkusu” halimi düşünmeye başladım. Hani müze bitecek, ardından müzenin alışveriş dükkanına dalacaksınız ve ne bileyim, küçücük hediyelik bir dinleme pimine bilmem kaç dolar bayılacaksınız fikrinden önceki halim var ya, o. “Endişelenme bu olsa olsa bir oyun, nasıl olsa bitecek” dediğim halim.

Müzedeki alarme edilmiş meşum duygularım ve o suni gergin duyguların yarattığı patolojik halimle oluşturduğum soru-cevap listem ise şunlardı:

Ne yani herkes herkesten şüphelenebilir mi?

Yanıt: Kesinlikle evet.

Allah Allah herkes herkesi aldatabilir mi?

Yanıt: Kesinlikle evet.

Durun bir dakika şüphe yaşamın esası mıdır?

Yanıt: Kesinlikle evet.

Yoksa asıl suçlu ben miyim? Bu yüzden mi izlenmeyi hak ediyorum yoksa?

Yanıt: Kesinlikle evet!

Müzeden kendimi nasıl dışarı attığımı hatırlamıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim iyi kurguydu, hakkını vermek lazım. Onu gerçek sanabilecek kadar iyi bir kurgu!

Belki tam da bu yüzden ayazda yürürken yine aklıma G.W. Bush ve feci politikaları düştü. İşin karıştığı nokta da burasıydı galiba. Müze bir bellek deposuydu; yaşamı ona taşıyabilirdiniz ama müzeyi yaşama taşırsanız işler karışabilirdi. Zira, gerçeğin seyri yaşamın içinde kim ne derse desin suretinden farklıydı.

Kısaca toparlayacak olursam gerçek yaşamı bir casus müzesine dönüştürmek olsa olsa berbat, sıradan ama etkili bir kurgudur. Politikacılar, istihbaratçılar, dedektifler ve nicesi bu işleri biz edebiyatçılara bıraksalar da bizler de keyfine vararak işimizi yapsak. Zira kurguda korku dolu paranoyak bir toplum yaratmak başkadır, gerçek hayatta yaratmak bambaşka.

DİĞER YENİ YAZILAR