Sevgili Latife Tekin

Çok eskidendi. Değişen insanlara, değer ve savrulmalara bakıldığında, çok çok eskiden. Bu aklımın tam olarak ermediği, yetmediği çağdan yirmi yıl kadar önceydi....

Haberin Devamı

Moda Sineması’nın ücretsiz seminerlerinden birindeydik. O yaşları bilirsiniz. Her eşik, her eşya, her koku önemlidir ve hatırlanasıdır. Galiba SODEV’in düzenlediği bir etkinlikti. Salon tıkabasa doluydu. Edebiyatın gündelik hayat ve siyasetle insanları kuşatabildiği o tuhaf zaman dilimi! Edebiyatın marka işi olarak algılanamayacağı, yazarın işlevselliğinin bertaraf edilemeyeceği o dönem, kısaca farklı bir dönem. Ancak alabildiğine siyasi, ürkütücü derecede siyasi, yine de daha iyi günler göreceğiz umudunu içimizde taşıdığımız; gençlerini önemseyen, asmak yerine yaşamla barıştıracak bir sistemi özlediğimiz o kesit. (Yanarım yanarım şu işin ortasını herkesi asgari noktada buluşturacak biçimde bir türlü bulamadık ona yanarım...)
O dönemde havalandırma yok; varsa da pek işe yaramadığı kesin. Terliyoruz; nefes alamıyoruz ama bekliyoruz. Yoğun bir üniversiteli öğrenci topluluğu var salonda. Güneşli bir pazar günü. Dışarda yapacak onca şey olmalı; ama biz inatla oradayız!
Sonra Latife Tekin konuşmaya başladı. “Sevgili Arsız Ölüm”ün o muazzam genç yazarıydı karşımızdaki. Anlattıkları yaşamla ilgiliydi. Derken salondan biri müdahale etti sözlerine: “Karnım açken bu söylediklerinizi nasıl düşünebilirim!”
Latife Tekin devam etti. Şimdi tam hatırlamıyorum söylediklerini ama özet olarak şuydu dedikleri: “Tam da bu yüzden yaşamı düşünmeliyiz!”
Sağolasın Gümüşlük’ün masalcısı
Ona uzak bir yerde oturuyorduk; ama gözlerindeki ışıltıyı oturduğum yerden seçebiliyordum. “Yazarlık bu işte” diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum: Yaşamı coşkuyla sorgulayabilmek ve sorgularken yaşamdan vazgeçmemek...
Vazgeçmemek... Bu önemli bir perhizdir, bilen bilir ve bir dizi de güzel (!) bedeli vardır. Latife Tekin’in geçtiğimiz aylarda Karabük’te AKP’nin enerji politikalarını protesto ettiği için muhatap oldukları, bu hafta içerisinde Bodrum Gümüşlük Prensi’nin tarihi alanlara müdahalesini sorguladığı için söz konusu “prens”in ekibiyle yaşadıkları bu inadının bedellerinden sadece birkaçı ve elbette düşündürücü...
Belki Latife Tekin için son derece bunaltıcı tecrübelerdi. Ama ben her defasında Moda Sineması’nın o rutubetli, her türlü mucizeye açık salonunda rastladığım yazarı buldum karşımda. Sanırım şimdilerde sessizliği özellikle tercih eden birçoğumuz için de böyle. O yazarı buldum, evet. Günümüzde yazarın işlevini unutturmaya kalkan her türlü karabüyüye karşı yaşamın gücüyle yaşamı sorgulayabilme direnci, gerçeği, hakikati, efsunu, ne derseniz deyin, onu buldum. Yazdığı onca güzel kitabın yanı sıra, sırf bunları bize gösterdiği için kendisine müteşekkirim. Sağolasın Gümüşlük’ün masalcısı...

SON SÖZ:

Hazır sırası gelmişken küçük bir not ekleyeyim: Ülkemizde 19 ilde toplam 47 yeni kömürlü termik santral yapılması planlanıyor. Bu şehirler şunlar: Adana, Balıkesir, Bartın, Bolu, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Edirne, Hatay, İzmir, Kocaeli, Kütahya, Mersin, Sakarya, Samsun, Sinop, Şırnak, Tekirdağ ve Zonguldak.
Bu doğa için bir katliam. İklimimizi ve sağlığımızı etkileyecek bir son. Greenpeace http://www.solukal.org adresinde devam eden kampanya ile bu felaketin önüne geçmeye çalışıyor. Aklınızda olsun. İmzaya açılmış bir proje bu.

DİĞER YENİ YAZILAR