Sevgi

Haberin Devamı

14 Şubat Sevgililer Günü’ne denk düşen bir yazı olduğuna göre bu, konumuzun da sevgi olmasına şaşmamalı. Beni derinden etkilemiş kitaplardan biridir Çimen Türküsü. Truman Capote, The Grass Harp dersem belki daha net anlaşılır.

Çimen Türküsü’nde yılların yargıcı, bir ağaç evini kendine mekan bellemiş naif Dolly’nin evine tırmanır. Orada başkaları da vardır; en az yargıç ve Dolly kadar yaşamdan yorulmuş, bıkmış, yalnız bırakılmış diğerleriyle sevgiyi ve aklınıza gelmeyecek bir sürü konuyu tartışırlar. Bir yerlere yetişmek ve kendilerini birilerine ispat etmek durumunda değildirler. Neyse odurlar o ağaç evinde. Hemen herkesin yaşamından kesitlerle aktarılan iç döküşler esnasında yargıcın anlattıkları karşında herkes şaşalar. Karısı dizi dibinde ölürken ona bir soru yöneltmiştir yargıç: “Mutlu oldun mu?” Kadının verdiği yanıt ne evettir ne de hayır. Sadece “mutlu, mutlu, mutlu” diye mırıldanır kadın, boş boş.

Yıllarca hukukun gücüne inanarak bir yaşamın peşinde koşmuş olan yargıç “hukukun fark gözetmediğini” söylerken, tam da bir ağaç evinde, muhtemelen adaletin tecelli edeceği sert davalar esnasında olsa “meczuplar” diye tanımlayacağı bir ekibin arasında kitabın en sıkı laflarından birini patlatır: “Sevgi kolay bir süreç değildir. Onu anlaması bir yaşam boyu sürebilir.” Hayallerimin içinden süzülen Çimen Türküsü böyle; zamanla, benim belleğimden ve yaşadıklarımdan etkilenerek farklı bir çehreye sahip olması da mümkündür kitabın. Okur olmak böyle bir serüvendir esasında! Ne zaman sevgi, sevgi sözcükleri, sevelim sevişelim gibi havada uçuşan laflar duysam, Çimen Türküsü’nün yargıcını ve kafamda bıraktığı o berrak izi düşünürüm.

Kendini sevmeyi başarmak...

Kitap benim zihnimde “kemale erdiğinden” beri sevginin gerçekten bir bütün olduğunu düşünmeye başlamıştım. Elbette diğer yüzlerce tesadüf, kitap, film ve insanın bunda etkisi olabilir. Ama olmayabilir de. Yaşam tuhaf bir süreç çünkü. İnsanın kendini aldatmamayı öğrendiği müddetçe kimseyi aldatmayacağını, merhameti ağır ağır keşfedebileceğini, bu surette çekilen acılara gerçekten bakabileceğini, o acıları sahiden hissedebilmesi için ilk başta günahı ve sevabıyla kendini affedip sevmeyi başarabilmesinin paha biçilmezliğini keşfetmek bir ömre bedel olabilir... Olsun. Zira sevmeyi öğrenmek başlı başına bir iş, bir zanaattır. Bana öyle geliyor ki çağımızdaki gerçek mutluluğun sırrı böylesi bir sevgiyi keşfedebilmekte saklı; bu aynı zamanda başkalarının hüzün, acı ve dertlerini içtenlikle görebilme yeteneğidir de. Bu yüzden 14 Şubat için size Leman dergisinin kapağını gönderiyorum. Tuncel Kurtiz, nam-ı diğer “dayı” Başbakan’a sesleniyor. Devlet, hukuk işleri “fark”gözetmeyebilir ama ya sevginin ihtişamını barındıran vicdan?

DİĞER YENİ YAZILAR