Şu melun seçim işi “El sallayan, çiçek atan meçhul politikacı Muzaffer’in zaferi” fotoğrafı ile bitmiyor.
Bu bir süreç... Rey demek, taktik savaşları demek.
Seçim öncesi yaşanılan hareketliliği hepimiz biliriz. İki kere iki dört eder halleri. Kısaca seçim varsa ruhumuzun kredi kartına en az dört-beş yıl taksit yapılacak bir alışveriş de var demektir ortada! Hem de ne taksit; ödedikçe faizi katlanarak büyüyüp gider... Bu doğrultuda, oy sandığa atılmadan önce seçmenin kapısı çalınır, yine aynı seçmenin şaşkın bakışları eşliğinde içeriye altın, erzak ve vaat atılır, ardından “bu vicdani pazarlığın” aslında ar, namus, ahlak ve hatta sosyal eşitlik kampanyaları için yapıldığı yolunda beyanlarda bulunulur. O ne kendine güven, o ne ketum alçakgönüllülük, o ne bol kepçe halk aşkıdır!
Ne yalan söyleyeyim, son yıllarda seçim ve “seçimle pekişen halk aşkı” dendi mi ağlamakla gülmek arası garip bir tebessüm yayılır oldu suratıma. Çehreme asılıp kalan bu mimiği ne yapsam geçiremiyorum. Şu treni kaçırmış insan halleri, kesin... Bu yüzden söz konusu hususta ciddiyetimi kaybettim, hükümsüzdür! Hâl böyleyken seçim deyince ilk başta bağıran çağıran, sonrasında kızarıp bozarıp ve derken masalara vurup duran kartal bakışlı politikacılar aklıma geliyor. Bu kül yutmaz insanların otobüslerin tepesinden el sallama faslı da cabası. Şehir yanıbaşınızdan akıp giderken şu bizim Romalı muzaffer kumandan olmaya bir milim kala halkı selamlamaktasınızdır. Her kula nasip olmaz! Sonrasında yüksek sesli seçim otobüslerinin bezgin şoförlerini hatırlıyorum... Kafalarında boza pişiren bilmem kaç desibel gücünde çalan müziklerin eşliğinde oradan oraya direksiyon sallayan bu insanların oylarını kime attıklarını hep merak etmişimdir.
Beyaz eşya hayatımıza renk kattı
Derken miting alanları... Plastik flama ve bayrakların yer yer yılgın, yer yer gergin çamaşır iplerine dolandığı agoralar, sağa sola mevzilenmiş bir dudağı yerde bir dudağı gökte megafonlar, cümbüş ki ne cümbüş! Derken bu çılgınlığın atar damarı olan kürsü, taht, iskemle, neyse ne, o yüksek yer işte... Ve oradan kalabalığa seslenen, bileğinin hakkıyla yakın gelecekteki yazgımızı -ne değişmeyen, ne bahtsız bir yazgıymış!- değiştirecek potansiyel liderler. Ama lamı cimi yok: Bu tablodan beslenen 29 Mart 2009 yerel seçim kreasyonunun beyaz eşyanın üzerinde yoğunlaşmasının hayatlarımıza ayrı bir renk kattığı kesin! Hantal lastik boruları arkalarına sıkı sıkıya düğümlenmiş olan bulaşık makineleri cılız ama güçlü omuzlar tarafından evlere taşınıyor! Gel de alkış tutma! Slogansa belli: Orada bir oy var uzakta! Kendilerine henüz suyun ulaşmadığı ama seçim teknolojisinin fetihe çıktığı yerlerdeki insanlarla birlikte çekilen bembeyaz bulaşık makinesi fotoğraflarının şimdiden müzelik olacağı ise aşikâr. Yine tarihe tanıklık etmek adına yıllar sonra “sosyal yardımlaşma vakıfları ve mütevelli heyet işbirliği” başlıklı ciddi seminerler çerçevesinde birbirimize şu soruları sorabiliriz: “Kardeş beyaz eşyalı, hele bulaşık makineli yerel seçimleri hatırlıyor musun?” “Hayır, kardeş, ben Cumhuriyet altınlı genel seçimleri hatırlıyorum... Şu kömürlü olanı hangisiydi?”
Seçimler
Haberin Devamı

