Dilerseniz soruyu daha da netleştirelim: Şimdi, şu anda özgür müyüz? Hemen hepimizin tahmin edeceği gibi özgürlük her türlü beşeri eylemin, etkileşimin yegane anlamı değildir, olmamıştır, olmayacaktır. Zira yaşamın zorunluluklarını üstlenme, dahası bu zorunlulukları koruma adına atılan stratejik adımlar, bu uğurda konulan yasalar ve duyulan kaygılar söz konusu topluluğu, toplumu ya da o toplumdaki fertleri özgür kılmaz. Kabile toplum yapısı buna örnek teşkil eder. Ama buna verilebilecek en grotesk örneklerden birinin yakın zamanda Irak’a özgürlük götürmeyi hedefleyen Amerikan orduları olduğunu söyleyebiliriz. Bush’un ordusu Irak’taki beşeri hayatı toza dumana bulamakla kalmadı, bu ‘kutsal’ özgürlük ve özgürleştirme amacı uğruna insanlığın Babil uygarlığına ait bütün geçmişini de yerle bir etti. Ama burada sadece ABD’yi günah keçisi ilan etmeyelim.
Türkiye ve dünya tarihi özgürlük adına yapıldığı farzedilen -ama işin aslı hiç de öyle olmayan- tuhaf hamleler ve bu hamlelerin pek reel feci sonuçlarıyla (muhtelif darbeler, ihtilaller, muhtıralar) dolup taşar. Bana öyle geliyor ki bu noktada insanın bilincinin ve bilinçaltının özgürlük arayışıyla yanıp tutuşması da yetmez. Neden derseniz insanın bilinçaltı çetrefil bir mekandır, anlamların farklı açılımlara gebe olduğu tuhaf bir dehlizdir orası. Ezik bir çocukluk dönemi, zalim bir diktatörü, kasabı müjdeliyor olabilir gelecek için.
O zaman şunu sormanın sırasıdır galiba: Politik anlamda özgürleştirilmiş bir alan yaratılmadan özgürlüğün kendini somut bir biçimde ifade etmesi mümkün müdür?
Politika insanı özgürleştirmez
Mümkündür. En azından 17’nci ve 18’inci yüzyıllardaki insanlık deneyimleri bunu bize fısıldar. Zira siyaset insanın her alanına müdahale etmediği zaman insan insandır. Politikanın asıl hedefi insanın düşüncesine müdahale etmek değil, ona düşünebilme yetisini gerçekleştirebileceği güvenli bir alan sağlamasıdır. Politika insanı özgürleştiremez; insan politikanın ona sağladığı alanda özgürleşebilir. Önce güven ortamı gelir, özgürlük sonra. Ve bu güvenin karşılığı, tam da yüzyılın terennüm ettiği üzere şiddete karşı can güvenliği, bu güvenliği destekleyecek silahlı güçler, OHAL’ler, huduta yığılan gencecik askerler, ya sev ya terket sloganları filan değildir.
Sevgili siyasetçiler benden söylemesi: İlk etapta vatandaşlarınızın can güvenliğini sağlayamıyorsanız, sunduğunuz özgürlük vaatlerinin hiçbir anlamı yoktur. Siyasete inanmamamız için bundan daha iyi bir nedenimiz olabilir mi! Farkında mısınız? Serap Eser ve Aydın Erdem... İkisi de bizim çocuklarımızdı. Ve nicesi. VE NİCESİ.
Özgürlük mümkün mü?
Haberin Devamı

