Masal mı?

Haberin Devamı

İstanbul’un güzel güz günlerinden biri. Bir televizyon programı sayesinde yanyana geliyoruz Cevat Hoca’yla. O ve onun kuşağındaki birçok kişinin gözlerinden geçen ışığa kapılmamak mümkün değildir, yine öyle oluyor. O ışık, olanaksızı ne olursa olsun istemenin kıpırtılarının aydınlığıdır, bilgi ağacı ve erişilmeye zaman varsa bilgeliktir. Cevat Hoca karşımda bir sürü deniz ve kıyı görmüş bir bilge. Ve dahası var: Anlattıklarına eklediği mizah, onu ve şiirini hatırlarken hep aklıma düşer; belki bu yüzden satırlardaki hüzün, dirilik ve yaşam olarak karşılık bulur bende. Yine öyle olacak, biliyorum. “Bir meyhane kitabı” diye imzaladığı “Ara Sıcak” kitabını evde okurken kendimi tutamadığım, bütün yüzüme yayılan sıcak bir tebessümle okuyacağım o güzelim şiirlerini.

Bildiğiniz gibi 31 Ekim’de başlayıp 8 Kasım’a kadar devam edecek bu yılki TÜYAP Kitap Fuarı’nın konusu “Kültürlerarası Diyalogda Çeviri”; fuarın onur konuğu da Cevat Çapan. Kültürlerarası diyalog, söylerken ağzınızda yuvarlanarak havaya karışan iki sözcük gibi görünüyor olsa da etkisi yaşama hakikaten damga vurabilecek bir çaba. Hakkı verilebildiğinde farklı kültürlerle, diyelim ki masaya oturduğunuzda “benim medeniyetim senin medeniyetini geçer, döver, alt eder” mantığının her koşulda işlevsiz kalacağı ve diyaloğun insanlık için esas olduğunu hatırlatan bir tılsım.

Peki edebiyatın, çevirinin ya da sanatın buna gücü yeter mi? Aslında güçten ne anladığımıza bakar bu soruya vereceğimiz yanıt. Estetik, vicdan ve erdem için cepheye gidip savaşamazsınız. Ama daha işlevsel olanını yapabilirsiniz. İnsanlara yaşama estetiğin yıkımdan daha güzel, vicdanın vicdansızlıktan daha kıymetli, erdemin tecrübe etmeye değer bir duygu olduğunu hatırlatabilirsiniz. Ve elbette bunu yaparken sadece kuş, bulut ve börtü böcekten değil; belki daha çok karanlık güçlerden, insandaki hırs ve öfkeden, şeytandan, kin ve egodan bahsedersiniz. Ama nihayetinde bunları anlatırken de hedeflediğiniz insanlığa ve öze ilişkin soruları sorabilmek ya da sordurabilmektir.

Bu da az şey değildir. Hatta çok şeydir.

İnsan kendindeki hiçliği, yokluğu ya da varlığı bir bulmaya görsün; ölüm, yaşam, aşk ya da şiirin anlamı da farklılaşacaktır ruhunda. Yeniden doğacaktır. Sadece kültürlerarası o diyalogda değil; insanı kendisine, insanı insana taşıyan o köprüde de. Zor mu? Bence zor değil.

Kaldı ki yazdıklarım birçoğunuza masal ya da düş gibi gelebilir. Ama Shakespeare biz insanların düşlerle aynı hamurdan olduğunu söylemişti. Yanıldığını sanmıyorum.

Ya Cevat Çapan? Cevat Hoca? O da “Masal” adlı şiirini şöyle bitiriyor:

Derken gökten üç elma düşse,

Hiçbiri çürük olmasa.

DİĞER YENİ YAZILAR