Yaklaşık yirmi dakika oldu tanışalı. “Bir kahve yapayım ben” diyor. Sakince, cevap arıyor mimiklerimde, yüzüme bakıyor. Tamam diyorum başımla.
Uzun zamandan beri şeker hastası olduğunu söylüyor. Sonra insanlardan, insanların anlattıklarından bahsediyor. “Onlar anlatmaya başlıyor, heves ediyorum başta öykülerine, sonra anlattıklarının rotasını kaybediyorum, elimde değil, hem onları hem kendimi unutup farklı bir yerlere savruluyorum,” diyor.
Birinci katın balkonundayız. Dingin bir Eylül günü var sokakta.
“Türkiye’nin gündemi çok yüklü” diyorum. Bu cümleyi sarfettiğim zaman ondan daha ciddi olmayacağımın da farkındayım. Yine de sarfediyorum işte. “Belki bu yüzden insanlar öyküleri ardı ardına sıralıyor. Kuyrukları birbirine değmeyen bir sürü tilkili öykümüz var” diyorum. “Biliyorum” diyor. “Ama bir yerden sonra istesem de konulara vakıf olamıyorum. Cem Uzan’ın kaçıp gitmesi, başbakanın dedikleri, haberlerin daldan dala atlayışı, spor programlarının bile açık oturumlara dönüştürülmesi, magazin haberleri... Her şey o kadar çok ki aza ihtiyacım var. Azla yetinmeye ihtiyacım var!”
Bunun üzerine ikimiz de gülmeye başlıyoruz. Benim aklıma bir reklamın ünlü bir şarkıdan uyarladığı sloganlaşmış cümlesi düşüveriyor. Gözlerimi kısıp hafif öne doğru eğilerek genizden bir sesle mırıldanıyorum: “İhhhtiyacım var.” O sırada ihtiyaç hanesinde onun aklına düşen ise insülin...
Telveli kahveye eşlik edecek olan essiz sohbet
Uzun zamandır emlakçılık yapıyor; halinden memnun. Nicedir halinden memnun olan bir insan görmemiştim. Şaşkınlığımı belirtiyorum.
“Hayatı fazla karıştırırsan halinden memnun olamazsın” diyor.
Gündüz vakti, çarşının ortasında karşıma çıkan bu miyop filozofun kim olduğunu seçmeye çalışıyorum.
Yoksa bir yerlerden tanışıyor muyuz?
Sonunda olan oluyor ve sokaktaki dingin hava her şeyimize siniyor. Balkonun pencerelerine asılmış olan ev ilanlarından plastik sandalyelere, balkonu yandan ele geçirmeye meyilli bakımsız kasımpatı öbeğinden masaya yayılmış olan gazeteye, o gazetedeki haberlerden sahte kurgulanmış yaşamların hiçbir surette doğru yaşanamayacağı fikrine, onca haberden yansıyan bu tuhaf fikirden (kala kala bu mu kalmalıydı gerçekten, sahte kurgulanmış yaşamlar hiçbir surette doğru yaşanamaz!) az sonra içeceğimiz telveli kahveye eşlik edecek olan sessiz sohbete dek, hale hale genişleyen bir dinginlik bu. Artık sohbete başlayabiliriz! O ise tedirgin. “Şimdi hemen anlatmaya başlama n’olur” diyor. Sıkılacak besbelli. Duruyorum. Meğer asıl istediğim buymuş! Sanki güneş tepemde, sanki ayaklarımı hayali bir bahçe koltuğuna uzatırmış gibi bir hisle susuveriyorum.
Kısa bir anlığına da olsa her şey dışarda kalıyor. Güzel bir an. Keyfini çıkarmalı. Kahve müthiş.
Kahve bahane
Haberin Devamı

