Bir müddet bakakaldık Medyatava’nın haberine. Yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgiyi Hızır’la bir kez daha hatırladık, sustuk... İlk aklıma gelen anne ve babasıyla yaptığı o gemi yolculuğu oldu. Oturup anlatmıştı bir keresinde. Denizi ve dalgaları seven insandı. Sırf bu yüzden bile sevilesiydi Hızır. Ama öğrendiğim haberle birlikte daha ötesi vardı, içimi dalgalandıran. Ayvalık’ta sonlanan bir hayatta birbirinden ayrı düşünemeyeceğim iki insanın aniden sonlanan, dondurulmuş bir film karesini andıran masalı da mevcuttu... Hızır’la Tansel.
Hızır’ı Tansel’le tanıdım. Tansel’le tanışıklığım ise medyaya alternatif olarak yaratılan bir Sokak dergisi vardı bir zamanlar, oradan. Kendim o dönemde haytanın teki olsam da birçok nitelikli gazeteciyi yakından izleme şansına sahip olmuştum Sokak’ta: Tuğrul Eryılmaz, İpek Çalışlar, Nadire Mater, Oral Çalışlar, rahmetli Nesrin Arman, Metin Sever, Mehmet Açar, Tansel... Türkiye yine çok sertti ama biz farklı bir havayı soluyorduk... Tansel’le bu ortamda başlayan dostluğum günün birinde “Gel nikah şahidim ol” demesiyle daha farklı bir boyuta erdi. İlkbaharın yaza evrildiği bir gündü galiba, Doğancılar’daki bir binada onların nikah şahitlerinden biri oldum. Diğer nikah şahiti ise yazar dostum Sokak’ın müdavimlerinden Esmahan Aykol’du.
Huzur içinde uyu...
İlk kez orada gördüm Tansel’in yanındaki muzip insanı, Hızır’ı. İki sevgili, birbiri için doğmuş iki insan, iki dost, hatta hayata mahkum edilmiş iki kardeş, sanki Hansel ve Gratel’diler onlar. Bana öyle geldi ki masaldaki ekmek kırıntıları biz arkadaşlarına sundukları birer yaşam tılsımıdır. Diğerlerini bilmiyorum ama ben onların alçakgönüllük ve sevecenlikle bıraktıkları izleri takip ederek adına zaman zaman ev, zaman zaman mesleki aşamalar denebilecek, farklı bir sürü tuhaf yere bakabildim. Şu kara göründü halleri! Kendi tabirleriyle söylemek gerekirse: Şahaneydiler.
Bazı kaçamak zamanlarda müthiş demli çaylarını içtim, sigaralarından uçlandım, seyrettikleri filmlerin yorumlarını dinledim, istersek hemen hiçbir şeyin sonlanmayacağı hayalini onlarla kurdum. Yalnızlık paylaşılmazdı ama paylaşılabilecek başka şeyler mevcuttu... Kaçamaktı bu anlar ama bana yetmiş artmıştı bile!
Güzel, kırıntı tadında ilkbahar günleriydi o zamanlar. Sahiden geçmişin böyle bir tadı var mı? Hay Allah...
Ya şimdi? Oğlum, bizler cenazeden döndükten sonra “Hızır abiye çok üzüldüm anne” dedi. Sonra aniden gülümseyiverdi ve bir koşu gidip vakti zamanında Hızır’ın ısrarla ona verdiği karlı cam küreyi dağınık dolabının gizli köşelerinden bulup çıkardı.
Onunla cam küreyi ters çevirdik, bir nisan gününde kürenin içinde dolanan karlar üzerimize yağmaya başladı. Hayalin, çocukluğun, büyümeye ayak diremenin, muzipliğin eşsizliğiydi üzerimize yağan. Hızır’dı. Tansel’di. Hüzündü. Ama en çok Hızır ve Tansel’in ortak güzelliğiydi. Bu yaşamda her kula nasip olmayacak bir şeyi paylaşmışlardı bu iki insan: Yaşamı. O yaşamdı üzerimize yağan. Ya da sonsuzluk. Bu sonsuzlukla birlikte üşüşen adlar, anılar...
Daha ne olsun!
Ve şimdi: Huzur içinde uyu Hızır, huzur içinde yürü Tansel.
Hızır’la Tansel
Bir gece vakti Radikal gazetesinin usta kalemi Hızır Tüzel’in aramızdan ayrıldığını öğrendik Ruşen’le...
Haberin Devamı

