Hayatlarımızdaki grizu patlamaları

Haberin Devamı

Grizunun kara kömür madenlerinden aldığı intikam bitip tükenmez. En çok metanı sever. Ne zaman ki metan yüzde 5-15 oranında havaya karışır, işte o zaman can pazarı başlar derinde. Oran buysa bir kıvılcım yeter ve hayatların kara sonu hemen orada gelir.

Balıkesir Odaköy’deki grizu patlamasından sonra içimiz yine kavruldu. Ölümü bu kadar sıradanlaştıran bir ülkede yaşamak... Kaçınılmaz olarak tekrar o soruyu hatırladım: Ölümün bu kadar sıradanlaştırıldığı bir ülkede yaşamın değeri nedir ki!

Derinin, bilinmezin, belki tarihin, belki ondan da eskinin yolculuğunun sindiği maden ocaklarındaki kayıplar... Cansız bedenleri, meçhul anıtlar olarak yakınlarının yüreklerini yakmaya devam edecek, kısa bir süre sonra hemen hepimiz tarafından unutulacak bir mazinin içine saklanacaktı. O cansız bedenler ki yeni bir grizu patlamasında yine aynı tepkileri vererek anlamlandırmaya çalıştığımız rayından çıkmış bir geleceğin içine karışacaklardı. Anlamasak da empati ve iyi niyetle çözmeye çalışacağımız bir bilmece olabilirdi grizu patlamaları. Ama bir yere kadar. Ne de olsa uzakta, farklı bir mekanda, kokusunu tanımadığımız bir maden diyarının izbe derinliklerindeydiler.

Havaya karışan nahoş şeyler

Böyle düşünüp içimi rahatlatmaya çalışırken yıllar önceki Zonguldak direnişi aklıma düştü. Bir kentin sokaklarını dolduran kadın, erkek, çoluk çocuk; grizu patlamalarının kaderleri olmadığını haykıran, emeklerinin karşılığını isteyen coşkulu bir kalabalıktı bu. Ellerinde tencereleriyle yürümüşlerdi. Akın akın büyük kentlerden gitmiştik yanlarına. İçimizde diri bir umut belirmişti. O direnişin nasıl kırdırıldığını hatırladım sonra.

Grizu patlamalarının maden ocaklarıyla ilgili olmadığını fark etmem bu hatırlayışa denk düştü o zaman... Her daim havaya karışan nahoş bir şeyler vardı... Ne zaman derinlere, bilinmeze, karanlığa doğru bir yol açılmaya çalışılsa, havaya karışan nahoş şeyler. Sahi Susurluk da Balıkesir’deydi, değil mi? Tam çözülebilir, çözüldü derken... Havaya karışan nahoş şeyler.

Ve gümmmm.

Yiten umutlar, biten direnç.

Evet... Kaçınılmaz olarak tekrar o soruyu hatırladım: Yaşamın bu kadar sıradanlaştırıldığı bir ülkede umudun değeri nedir ki!

Not: Aylin Duruoğlu’nun Kafka’nın Dava’sını hatırlatan tutukluluk öyküsü on aylık kabustan sonra bitti! Zarafetinizle yaşama yeniden hoş geldiniz sefalar getirdiniz Aylin.

DİĞER YENİ YAZILAR