Pazar pazar size iki konudan bahsedeceğim. Bence Türkiye’nin günümüzde kültür konusunda verdiği sınavı çok iyi ortaya koyan iki ayrı örnek. Gerisini siz değer-lendirin artık.
İlki bir kitabın yasaklanması. Bu örnek değişmezliğe duyduğumuz o esrik tutkuyla ilgili. Geçtiğimiz günlerde Vatan gazetesinde kısa bir haber olarak yayımlandı bu; ardından Yasemin Çongar Taraf’taki köşesinde konuyla ilgili bir yazı yazdı. Durum vahimdi. Yazar Lois Lowry’nin çocuklara yönelik yazdığı ve dünya çapında tanınan ödüllü kitabı, Tarsus Amerikan Koleji’ndeki müferadattan çıkartıldı, daha doğrusu okutulması yasaklandı. “Yıldızları Saymak” adlı kitap, halen ABD’deki ilkokullarda dört ve beşinci sınıflarda okutuluyor ve ülkenin en büyük çocuk edebiyatı ödüllerinden biri olan Newberry’yi kazanmış bir yapıt. İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilere yönelik ırkçılığı insani bir dille anlatan ve ırkçılığa karşı insan olmanın dilini, bu dildeki kuşatıcılığı vurgulayan bir kitap “Yıldızları Saymak.” Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı müfettişler geçen hafta Tarsus Amerikan Koleji’nin sekizinci sınıfında okutulan bu kitabın müfredattan çıkartılmasına karar vermiş. Bu kararı almalarındaki neden ise kitapta karşılarına çıkan bir paragraf.
Tek bir paragraf! Ve biz buna bu coğrafyada sansür dendiğini genlerimize kazınmış reflekslerden çok iyi biliyoruz. Hani neredeyse gelenek diyebileceğimiz bir hâl ama hepimizin çok iyi bildiği gibi kültürel gelenek bu değildir.
Gelelim ikinci konuya: Emek Sineması’na. Bu örnek ise değişime duyduğumuz hummalı tutkunun bir yansıması.
Emek Sineması’nda alışveriş yapmak ister miydiniz?
Ben istemezdim. Çünkü orada 1950’li yıllardan itibaren insanlarda bir “gelenek” haline gelmiş ve binanın her santimine sinmiş olan başka bir ruh var. O kolay oluşan bir ruh değildir; zamana ağır ağır karışmıştır; malzemesi histir, insandır! Hissedebilen için canlıdır ve görebilen için neler neler vaadeder. Sadece seyrettiğimiz muhteşem filmler değildir o kadim mabedin ruhuna sinmiş olan; kişisel tarihlerimizin önemli bir bölümü de oradadır. Tarihin insanla, insanın mekan ve zamanla kurabileceği bu ilişki insanı insan yapar. Mekanı da mekan.
Emek... İlk gençlik çağlarımız, sevgililerimiz, dostlarımız, kahkahalarımız, gözyaşlarımız, yıldızlar geçidi, o büyü hepsi Emek’in ürünü. Emek Sineması “Emek Alışveriş Merkezi” nasıl olur Allah aşkına! Her şeyi bırakın bu, o sözcüğe “emek”e haksızlık değil midir? Emek’in anlamını unutmuş, çağın budalalığıyla kaptıkaçtı zihniyetine pas vermeye tapıyor olsak bile... Bir dakika durup düşünelim. Bu nereden bakarsanız bakın yarım asırlık bir tecrübeye ve o tecrübenin emekle kurulan iletişimine saygısızlık değil midir?
Şu günlerde Yeşilçam Sokağı’nın tarihi sineması olan Emek Sineması’nın yıkılması ve kapatılmasına karşı yoğun bir imza kampanyası var. Ayrıca yıkılmaya karşı bir çözüm önerisi de mevcut. Denilen şu:
Nihai çözüm Emek Sineması’nın, Türk ve dünya sinemasının festivallerde gösterilen seçkin örneklerini seyircilerle buluşturan, Türk ve yabancı yönetmenler ve oyuncuların katılımıyla film sonrası söyleşileri düzenleyen, belirli haftalarda yeni Türk yönetmenlerine, sinema öğrencilerine ve yetenekli kısa filmcilere eserlerini gösterme imkanı sağlayan, sinema sarayı geçmişine ve binasına, Türkiye’nin sembol sineması olma özelliklerine yaraşır bir sinema ve film merkezine dönüştürülmesi, kısaca Emek Sineması ve Film Merkezi olmasıdır.
Biz Emek’i böyle hayal ediyoruz.
Türkiye’yi böyle hayal ediyoruz. Geleneği gelenek gibi yaşayan bir ülke olarak.
Geleneği sansür olan ülke
Haberin Devamı

