Bir sohbet

Haberin Devamı

Türk ve Kürt anneleri için ben boynumu büküyorum, önünde eğiliyorum. Annelerin içindeki acıyı onların da anlamalarını istiyorum. Türk anneleri ile Kürt annelerinin acısı birdir. Biz anne olduğumuzdan hepimiz biriz. Bütün dünyadaki annelerle acımız birdir. Biz hepimiz aynı acıyı yaşıyoruz. Yüreğimiz acıyor... Biz artık Kürt illerinde ve Kürt halkının üzerinde baskıların artık olmamasını istiyoruz. Türk ve Kürtler için bu savaş çok zordur. Hepsi de acı çekiyor...

Fakir Türk ve Kürt çocuklarını askere gönderiyorlar. Bizim bir oğlumuz dağda bir oğlumuz askerdedir. Biz istemiyoruz onlar birbirlerini öldürsünler. Evlerimizi yaktılar, evlerimizden çıkarttılar. Erdoğan’ın çocuğu para içinde yüzüyor. Bizim kızımız Türklerle evleniyor. Türklerin kızları bizim oğlumuzla evleniyor. Biz iç içe yaşıyoruz. Artık kavga etmek istemiyoruz.

Bu satırlar, 61 yaşındaki “barış annesi” Sultan Acıbuca’nın 8 Mart 2008 Dünya Kadınlar Günü’nde yaptığı konuşmadan.

Sonuç: Acıbuca bu düşünceleri ve birkaç etkinlikte yaptığı konuşmalar nedeniyle İzmir 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapse mahkum edildi.

Suçlu Acıbuca: Bir kere Hrant Dink’in öldürülmesini kınamış. 1 Eylül Dünya Barış Günü mitinge katılmış. 8 Mart mitinginde barış talep etmiş ve üç basın açıklamasına izleyici olmuş.

“Bu acıları duymaya katlamıyorum” diyor karşımdaki. “Oğlumun iyi bir geleceği olmalı, sadece bunu düşünüyorum” diyor.

“Bunu herkes ister” diyorum. “Herkes var, herkes var” diyor. Cümlesindeki ikinci herkese vurgu yaparak. Bu vurgu bana Orwell’in Hayvan Çiftliği’ndeki o cümleyi hatırlatıyor elbette. “Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir...” Herkes fikrinde kendince aradığı, daha özerk haklara sahip olan birileri. Geldiği aile yapısı düşünüldüğünde buna erişmek için çok çaba sarfettiği anlaşılıyor. Bugün gelinen yer tırnaklarıyla kazınarak elde edilmiş bir yer. Bunları kafamdan geçirdiğimi sezmişçesine daha da tuhaf bir cümle patlatıyor: “Herkesin acısı kendine. Bu vatanı seven sever, sevmeyen basar gider. Sorunun vatanı sevip sevmemek sorunu olmadığını ikimiz de biliyoruz aslında. Ama o oyunu oynamakta ısrarlı, bense “Her koşulda ben haklıyım” naralarını atmaya takati olmayan biriyim: “Her şeyin başı ekonomi, Müge biliyorsun.” “Sultan Acıbuca’nın sorununun sadece ekonomik olduğunu sanmıyorum” deyiveriyorum.

Adaletsizlik bir şekilde bizi de bulacak...

Bir cümle daha söylersem hayatındaki bütün acılarının hıncını benden çıkarmak üzere olduğunu seziyor ve “Yaz tatilinde ailecek nereye gidecekleri, yeni plazma alıp almamayı düşündükleri” gibi zararsız başka konulara atlama zamanının geldiğini fark ediyorum.

Oysa söylemek istediklerim var. Üstelik bunları bu topraklarda yaşayan hemen “herkes”in buluşabileceği bir noktadan üretmek istiyorum. Birbirini suçlayarak değil, birbirini aklayarak da değil. Neysek o; sadece birbirimize bakarak, birbirimizi görerek... Boğazımda birikiyor bu sözler nicedir. Konformizmin kendine özgü bir şiddeti insanın içinde nasıl büyüttüğünü, nasıl sadece kendini pekiştirerek yaşadığını, bu yaşamı meşru ve haklı kıldığını düşünmek istiyorum, örneğin. Bir ülkedeki adalet ve insanlık ayıplarının er ya da geç bir gün, şu ya da bu şekilde kendi köşelerimizdeki bizleri de bulacağını ve her ne şekilde bulacaksa bunun sadece ekonomik nedenlerden olmayacağını dile getirmek...

DİĞER YENİ YAZILAR