Geçtiğimiz günlerde Ferhat Kentel (Ben kendisine Ferhat Hoca demeyi tercih ederim Bilgi Üniversitesi’ndeki aşinalığımdan ötürü) köşesinde ilginç bir mektup yayımladı. Orada basının taş atan çocuklar, bu hususta imza atmış çağrıcıların ise Terörle Mücadele Kanunu (TMK) Mağduru Çocuklar başlığı altında dile getirdiği çocukların mağduriyetine değiniyordu Ferhat Hoca. Ve diyordu ki, bu çocuklar çocuk!
Bildiğiniz ya da unutmuş olabileceğiniz gibi “bu sefer olacak, tamam” derken, konu gündemden düştü ya da bilinçli olarak düşürüldü. Kim, ne kadar suçluydu, bunu bir yana bırakıp bu çocukları, psikolojilerini, ailelerini, yaşadıkları yoklukları düşünerek yeniden bu konuyu bir kez daha vicdanımızla hatırlamak durumundayız. Gelinen nokta şudur: Bu çocuklar, onca çabaya rağmen Yargıtay’dan onanan cezalarıyla teker teker 20-30 yıla mahkum ediliyor! Sanki bir bedel ödüyorlar. Onca ödedikleri bedel yetmezmiş gibi... Tamam, bu hususta ıslaha gidilen kanunlar var gibi; ama bunlar hiçbir şeyi değiştirmeye yetmiyor.
Tam da bu yazıya denk düşen bir zaman diliminde Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları’nın ısrarı ve özellikle Mehmet Atak’ın inanılmaz inadı ve sis çanı sabrıyla, tüm engellemelere rağmen gündemde tutmayı başardığı TMK Mağduru çocukların durumunu değerlendirmek üzere bir grup kadın yazar ve gazeteci karlı bir cumartesi günü bir araya geldik. Hemen hepimiz bu çocuklara reva görülenin büyük, çok büyük bir haksızlık olduğu görüşündeydik. Kamuoyunun yanlış yönlendirildiği aşikârdı. Bir kere şu an taş atan çocukların sadece ve sadece yüzde 10’u örgüt tarafından manipüle edilmişti. Bu konuda Ağustos ayında Diyarbakır’da bu çocuklardan biri ve bir diğerinin ailesiyle yaptığım röportaj yayımlandıktan sonra bizzat Vatan okurları tarafından ‘sözlü’ olarak taşa tutulmuştum. O zaman bu sözlerde yatan öfkeye bakıp şöyle demiştim kendi kendime: Demek insan kendini çaresiz hissedince taşa sarılıyor! Üstelik de gençsen, hele çocuksan, ailen faili meçhullere gitmiş, kuyulara atılmış, yokluğu yaşam bellemişken... Neye sarılırsın? Ana dilsizliğine mi? Aşağılanmaya mı? Yok edilen masumiyetine mi? Hiçsizlenmene mi? Neye? Neye?
Türkiye’nin artık taşlarla oyalanmaması gereken bir gerçeği olsun isteyenlerdenim. Türkiye’nin öfkeden, şirretlikten, komplekslerden, yalan ve talandan kurtulmasını isteyenlerden. Ama bunu yaparken kaş yapacağım derken göz çıkaranların da yanında olmak istemeyenlerden. Hepimizi sağaltacak bir üçüncü yer, yakılmamış bir köy ve bellek kaybına uğramamış bir hafıza olmalı.
Olsa.
Sayın Başbakan: Bu çocuklarla -yeniden- başlayalım. Çünkü büyüklerin büyükler için tasarladığı ve TMK adı verilmiş bir kanun aracılığıyla o çocukları cezaevlerine doldurmak ‘adalet’ değildir.
Başbakan’a bir mektup da benden
Geçtiğimiz günlerde Ferhat Kentel köşesinde ilginç bir mektup yayımladı.
Haberin Devamı

