Aynası işi olanlara

Haberin Devamı

Son zamanlarda okuduğum ilginç kitaplardan biri Richard Sennett’in “Zanaatkâr” adlı incelemesi. Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı. Fırsatınız olursa alın okuyun derim. Yaptığı işi “gerçekten” seven ve dolayısıyla işini, iş ahlakı doğrultusunda iyi yapan insanları gördüğüm zaman neden mutlu olduğumu daha net bir şekilde anladım bu kitapla. İş ahlakına vurgu yapmak şart burada: Örneğin sigortasız işçi çalıştırarak habire vergi kaçırıp para kazanan işveren mutluluğundan ya da “halkımız öyle istiyor” deyip reyting canavarlığından kaynaklı esriklikten sarhoş olmuş simalardan bahsetmiyorum. İşini, işinin hakkını vererek ve edebiyle yapan insanlardan bahsediyorum. Derler ya alınteri, el emeği, göz nuru, işte o!

Her milletin kendine özgü defektleri var

Çağımızın en parlak düşünürlerinden biri olan Sennett’a göre zanaatkârlık ruhu ve bu ruhla gelen iş ahlakı çağımızın en önemli mutluluklarından biri olmaya aday. Katılıyorum. Zira insanın kendi varlığından mutlu olabilmesi için hemen her şeyi unutup yeniden hayata başlaması gerekli diye. İnsan derken de insanlık tarihinden bahsettiğimi biliyorum. Hiroşima’yı, Naziler’in ölüm kamplarını ya da daha genel düşünecek olursak 1. ve 2. Dünya savaşlarını yaşadıktan sonra (ki zulüm bunlarla sınırlı kalmamıştır bildiğiniz gibi) insanın kendini hakiki bir biçimde sevmesi ve onunla oyalanması bana pek de sahici gelmiyor. Kaldı ki her milletin kendine özgü defektleri var tarihte; sırf onlarla bir parça yüzleşmek bile insanlığımızdan utanmamıza yetiyor da artıyor bile. “Ama ben o sırada orada değildim, doğmamıştım” ya da “Vallahi ben masumum, benim görevim gaz odalarındaki gaz şalterlerini indirmekti” demek tüm bu insanlık ayıplarını ortadan kaldıramıyor ne yazık ki!

Ahlaki değerlerin emekle ilişkisi masaya yatırılıyor

Sennett bunlarla da kalmıyor. Onun zanaatkâr sözcüğü, el emeğinin çok ötesine uzanıyor kitapta. Kısacası Sennett, geniş bir yelpazeye sesleniyor: Öğretmeni, doktoru, yargıcı, gazetecisi, bilgisayar programcısı, mühendisi... Ahlaki değerlerin emekle kurduğu ilişkiyi tarihsel bir süreçte masaya yatıran yazar, iyi işin ne olabileceğini tekrar tekrar bize hatırlatıyor. Dahasını da ima ediyor: Zanaatkâr ile sanatçı, teoriyle pratik, üreticiyle tüketici arasındaki uçurumu yaratan modernizmin kutuplarında savrulmak yerine ikisini de buluşturabilecek bir yerin mümkün olduğunu!

DİĞER YENİ YAZILAR