Mine G. Kırıkkanat

Mine G. Kırıkkanat

kirikkanat@mgkmedya.com

Şıkır şıkır

Haberin Devamı

Hani Timurlenk’in Anadolu fethi sırasında bir kez daha, son bir kez daha vergi salınan halkın, ağlamayı kesip şıkır şıkır oynaması vardır...

İşte bendeniz de o noktadayım dostlar.

Herhalde kafayı yedim, üzülemiyorum, dövünemiyorum; tam tersine gülüyorum, kahkahalar atıyorum, gülünç öyküler anlatıyorum, neşe saçıyorum çevreme.

Seçim sonuçlarını bire bir öngören anketlere çektiğim “oha”dan, yapıştırdığım “yalan” yaftasından utanç duymam, özür dilemem gerekir değil mi?

İçimden gelmiyor, yapmıyorum.

Ben de utanmazlaştım.

Utananlara da derhal vazgeçmelerini öneririm. Neden derseniz: Bembeyaz, üzerindeki siyah lekeden tamamı siyaha boyanarak kurtulur ancak. Simsiyahın üzerindeki beyaz leke, yine siyaha boyanarak çıkar.

***


“Biz kaç kişiyiz ya da kaç kişi kaldık?” diye sormuştum bu sütunda.

Pazar gecesi, canım ciğerim bir arkadaşım mesaj çekmiş: “Kaç kişiyiz biz dedik, babayı yedik...”

Nedenini bilmiyorum, ciddi bir cevap gönderdim kendisine: “Her dördün biriymişiz, duygularımızla ummasaydık, düşünerek bulurduk...”

Benim “mea culpa” yapmam gereken alan da bu zaten: Sen düşünceyi, aklı, mantığı, hesabı kitabı bunca öne çıkar, sonra duygusal tahminler yap. Kafamı değil, yüreğimi vurmam gerek duvarlara.

Vuruyorum zaten, özellikle F.’ninki gibi mesajlarınızı okurken:

“Yazılarınızı Radikal Gazetesi’nden beri okur ve duygularıma nice zaman tercüman olduğunuz için saygı duyarım. Cumartesi sabahı, köşenizi okuduğumda beni yine çok duygulandırdınız ve içime umut aşıladınız. Beynim, sayımızın hiç de çok olmadığını söylese de yüreğimin derinliklerinde bir çırpıntı vardı.

3.5 yaşındaki oğlumun hiç oyuncak silahı, hatta su tabancası bile olmadı, yaşadığım sürece de olamayacak.

Oyumu, insan olarak yetiştirmeye çalıştığım çocuğum için verdim, ama görüyorum ki bizler çok az kişiymişiz. Yüreğim acıyor. Sizi dün gece Tuncay Bey’in programında izlerken kendi kendime, ‘gördünüz mü Mine Hanım kaç kişiymişiz’ derken, ağlama krizine girdim.

Ne gidecek yerimiz, ne de kaçacak sığınağımız var. Çocuğum bir gün bana neden engel olamadınız, neden bu bozulmuşluğu ve satılmışlığı engelleyemediniz diye sorarsa, ne diyeceğimi bilemiyorum. İstikrar adı altında getirilen yabancı sermayenin sadaka olarak dağıtıldığını göreceğimi hiç tahmin edemezdim. 37 yaşındayım. 1994 yılından beri finans sektöründe fon yönetmeni olarak çalışıyorum. İşim gereği paranın padişah olduğu bu sistemde çok şey gördüm. Kapitalist sistemde her şeyin bir fiyatı olduğunu bilirdim ama çocuklarımızın geleceğini yok etme pahasına bunca satılık ruhla bir arada yaşadığımızı ve aynı havayı teneffüs ettiğimizi bilemezmişim, meğer ne körmüşüm. Çok üşüyorum Mine Hanım, sadece hayatımda ilk defa hiç tanımadığım ve beni anlayabileceğini düşündüğüm biriyle düşüşümü paylaşmak istedim. Sabah işe gelirken vapurda, iş yerinde, çalışma arkadaşlarımın suratında, konuşmalarında hep yüreğimdeki acının benzerini aradım ama yoktu. Sanırım, yenilginin yarattığı hayal kırıklığından çok, yalnızlığıma ağlıyorum...”

***


Ey dördün biri, önünüze diz çöküyor, taşıdığınız umudu paylaştığım, inandığım ve dillendirdiğim için sizlerden özür diliyorum.

Dördün biri az mıdır? Elbette hayır.

Ama bugün, dördün üçüne “helal” olsun deyip, bizleri böylesine seyrelten, biçen, umutlarımızı taşıyamayan köhne gemi, CHP’nin beceriksiz, çapsız, tıknefes kaptanlarından hesap sorma zamanıdır.

Yarın, hesap sormakla yetinmeyeceğiz. CHP gemisini elli yıldır yüzdüremeyen ve gemiye yapışıp onunla birlikte paslanan, taptaze umutlarımızı çürüten bu kaptanların emekli olmaları gerekiyor artık.

Kendiliklerinden istemezlerse, biz edeceğiz.

Çünkü bizim ömrümüzü çürüttüler, ama çocuklarımızı feda etmeyeceğiz.

DİĞER YENİ YAZILAR