Dün bir arkadaşım, vakıf olduğu son seçim anketine göre oy dağılımını bildirdi: AKP yüzde 47,9. Vallahi farkında bile olmadım, ağzımdan tek sözcük çıkmış: Oha!
“Çüş!” de diyebilirdim. Ama beynim, sahtekârlığın bu kadar kalını, yalanın böyle hamı, soytarılığın bunca kabası, densiz ve yontulmamış kurnazlık karşısında, ancak insanoğlunun homurtularla konuştuğu bellek katmanında bulmuştu gerekli tepkiyi.
Odun gibi, ağız dolusu, gırtlağımın tüm baslarını gerektiren bir “oha”.
“Çüş” ün ilkeli.
Kuşkusuz, ecdadımızın ağzından çıkan ilk homurtulardan biri.
Yutturulmaya çalışılan hile kalas gibi olunca, yutmayan beyin de böyle kusuyor demek ki.
Arkadaşım, “Ama anketi ısmarlayan AKP yalakaları bile inanmadı, artık...” dedi.
Oranı, hâlâ daha çok yüksek kararsız oyları etkilemeye yönelik seçim anketlerinde, ciddiyeti geçtik, gülünçlüğü aştık, gıdık işkencesine vardık. Yara bere izi bırakmayan müthiş bir işkence türüdür “gıdık”. Kurbanı yatırır, bağlarlar. Hassas bölgelerini tüyle gıdıklayarak gülmekten katıltırlar. Başta sara, kalp, tansiyon vb. hastaları dayanamaz. Katılarak ölür.
Erdoğan, dün “gıdık tüyü” nü gösterdi. AKP tek başına iktidar olmazsa, politikadan çekilecekmiş. Tabii ki çekilmesi gerekir. Ancak rakiplerini de aynısını yapmaya çağırdı. Buna gerek yoktu, çünkü rakipleri onun “yapacağım” dediğini, daha önce yaptı. Dolayısıyla aday Erdoğan’ın dünkü çıkışı, çıkış değil, rakiplerinin geçmişte yaptığını izlemekten ibaret: Çekilmek, “sensiz olmuyor” ısrarlarına dayanamayıp dönmek.
Ama AKP’nin tek başına iktidar olacağına dair inancı, aday Erdoğan’a bu kez ölümcül bir blöf yaptırdı. Çünkü Başbakan Erdoğan’ın, “dokunulmaz” olmadan köşesine çekilip topladığı dünyalığın keyfini çıkarma lüksü yok.
Kapan da kaçan mıııı? Cumhuriyet tarihinin, belki de bugüne kadar siyasal kişiler hakkında oluşturulmuş en kapsamlı, en ciddi, en ayrıntılı, en vahim “soruşturma dosyaları” AKP’li başbakan ve bakanların ifadesini bekliyor. Bu dosyalar zaten ister “dokunulmaz” kalsın, ister “dokunulur” olsunlar, ergeç işleme konulacak.
Ve tarihimizde örneği olmayan bir hesap süreci başlayacak. Böyle bir hesaplaşma, ancak ve ancak cumhuriyetin yıkılmasıyla önlenebilir.
Ama yıkılmazsa, ama yıkılamazsa, AKP iktidarı bedel ödeyecek.
Çoğunluğun sanal sanal baktığı bir “borsa istikrarı” için AKP’ye hileli seçim anketleri dahil hiçbir desteği esirgemeyen çevreler, iki kere düşünmeli: Asıl ikinci bir AKP iktidarı, istikrarsızlık getirecek.
Çünkü AKP, devletle kavgaya girdi. Bundan böyle ancak yenerek, yıkarak, yani zorbalıkla ayakta kalabilir. Eh, cumhuriyet de kendisini savunacak elbet. Böyle bir itişme süreci tabii ki istikrarsızlığın daniskasıdır.
AKP iktidarı, ister yensin, ister yenilsin, mutlaka hesaplaşacak laik cumhuriyetle. Bu hesaplaşmanın “istikrarsızlığa” yol açmadan yapılabileceği tek ortam opsiyonu, AKP’nin muhalefete düşmesidir.
Yoksa, halimiz harap.
Hiçbir devlet, kolay teslim olmaz. Bizimki de bugüne kadar kolay teslim olmakla “ünlü” değildir. Hatta, tersine, pire için yorgan yakılan yerlerin başında gelir. İşte bu yüzdendir ki, “Tek başına AKP iktidarı” na yatırım yapanları “pratik” olmaya, kısa görüşlü dürbünlerini hiç olmazsa bir kez, burun kıllarından biraz öteye çevirmeye, dürbün olmasa gözlerine batacak kadar yaklaşan testereyi görmeye çağırıyorum.
Koltuğa ister inilsin, ister binilsin, bu kez kapıp da kaçmak yok!
İstikbal, dururlarsa tıraş, çırpınırlarsa sünnet...
Ama günlük düşünenler, ne kadar vizyon sahibi olabilir?

