Türkiye onu Gazinocular Kralı olarak bilirdi. Gazino kültürünü ülkemize getiren ve yıllarca yaşatan kişiydi. Fahrettin Aslan, 60’lı yıllardan itibaren Bebek, Caddebostan ve Taksim’deki Maksim gazinolarıyla, bugünün birçok yıldızını ilk kez sahneye çıkartan, neonlarla tanıştıran, şöhrete kavuşturan isimdi. Ancak Müge Anlı ile Pakize Suda’nın Kanal D ekranındaki programı Dobra Dobra’ya katılan rahmetlinin oğlu Sacit Aslan, gözler önüne bambaşka bir portre serdi. Ölmüş bir adamın, üstelik bir babanın arkasından bunlar konuşulur mu sorusunun yanıtını ve yorumunu size bırakıyorum. Sacit Aslan’ın anlattıklarını büyük bir şaşkınlık içinde dinledim. Ben sadece bir dönemin efsane isimlerinden birinin oğlunun ağzından çıkanları kaleme alıyorum.
Efendim, Fahri Bey’in (yakınları böyle hitap ediyor) Maksim’de sahneye çıkartıp da pataklamadığı kimse kalmamış. Bu dayaklardan Gönül Yazar da nasibini almış, Emel Sayın da. Bülent Ersoy da Fahri Bey’in tokadını yemiş, Zeki Müren de. Hatta Leyla Sayar’ın kulağı da Fahrettin Bey’in bir tokadı yüzünden işitmez olmuş. Sacit Aslan da assolistleri babasının dayağından kurtarmak için her araya girişinde kendi payına düşeni almış. Öyle şeyler yaparlarmış ki, Sacit Aslan bile ne diyeceğini şaşırırmış. Örneğin yine bir dönemin efsane medya patronlarından Erol Simavi ile Fahrettin Aslan, Kani Karaca ile arkadaşlarını Maksim’e çağırır, rakıları açtırır, ilahi söyletirlermiş. Sacit Aslan dili döndüğünce bunun yanlış bir şey olduğunu anlatmaya çalışır ama iki yakın dost, rakı eşliğinde ilahi keyfine gecelerce devam ederlermiş. Bir gün, Kani Karaca’ya durumu anlatmış Sacit Aslan. Karaca da “Evladım, benim gözlerim görmüyor ki” yanıtını vermiş. Sacit Aslan patlamış. “Gözlerin görmüyor tamam ama burnun da koku almıyor mu be adam!”
ESKİ DEFTERLER...
Ama belli ki bu dayak alışkanlığı babadan, oğluna da geçmiş. Çünkü Sacit Aslan da eski eşi Yüksel Uzel’i fena dövermiş. Yani bir dönemin sahnelerde gülücükler dağıtan şöhretleri, sahne arkasında bin bir türlü eziyet çekermiş. Dedim ya, ben sadece Gazinocular Kralı’nın oğlunun anlattıklarını yazdım. Ölmüş bir babanın arkasından, söylediklerinin hepsi doğru olsa bile, bunlar anlatılır mı diye kendime sordum da... Vallahi beni kesseniz, rahmetli babamla ilgili böyle konuşmazdım. Bunca yıl sonra, o yaprakları çoktan solmuş eski defterleri hiç açmazdım. Sacit Aslan açtı. Bize de söylediklerini Bizim Ekran’a almak kaldı...
Daha ne bekliyorsunuz?
Şarkı Söylemek Lazım yarışmasından beri aynı şeyi yazıp duruyorum. Yok Tarkan dünyaya açılıyor, yok Avrupa Musti’ye bayılıyor. Bırakın onları, bu çocuklardan işte ancak bu kadar oluyor. Ama eğer biri çıkıp şu güzeller güzeli Hande Subaşı üzerinde çalışırsa, iddia ediyorum, bu kız Ortadoğu’nun yeni yıldızı olur. Sarı Sıcak’ta dev seslerle yani Yavuz Bingöl ve Ferhat Güzel gibi isimlerle şarkı söyledi. Kalabalık bir grup izliyorduk programı. Sesiyle, güzelliğiyle ve zarafetiyle herkesi büyüledi. O ne güzel “Kara Tren”di, o nasıl “Mihriban”dı; bayıldım. Neden bir prodüktör hâlâ Hande’ye bir albüm yapmaz, onu dünya piyasasına Türkiye’nin yeni yıldızı olarak sunmaz, anlamadım.
GÜNÜN SÖZÜ
Levent Kırca, benden hiçbir şeyin hesabını soramaz. Bana ancak saati sorabilir. Levent için üzülüyorum. Son zamanlarda kendini küçülten, ezen, başına güneş geçmiş bir hali var. (Bizden Kaçmaz’dan.)
GÜNÜN DİYALOĞU
ERKAN MUMCU: Buna siz bir akıl bulun.
ENVER AYSEVER: Şimdi reklamları izlerken düşüneceğim. Buna bir akıl bulmaya çalışacağım. (Aykırı Sorular’dan.)

