MEVZUYU Malazgirt’e, Söğüt’e uzatabiliriz! Bu toprak insanlarının ‘birilerinin, tek adamların’ peşinden gitmesi; imparator, reis, başkan, müdür kültürüyle bileşik kaplar yaşaması çok alışkın olduğumuz bir tablo.
GALİBA ağırlıklı hata da buradan kaynaklanıyor. Fatih Terim eleştirileri son dönemde kavramsal, kuramsal, teorik olmaktan çıkıp davranışsal kritikler haline dönüştü. Hocayı neredeyse herkes ‘şunu yaptı’ diye değil; ‘şöyle yaptı, şu edada, bu tavırda’ yaptı diye eleştiriyor.
Özellİkle G.Saray taraftarının kahir ekseriyeti (kallavi bir vefasızlıkla) hocayı gönül tahtlarından çıkarmış durumdalar. Onlar için o ‘kovulan’ değil, ‘giden’ bir hoca! Hatta bırakıp giden! Terim’in terimleri arasında da geri vites olmamasından ötürü arada duygusal bir bağ kalmadı neredeyse.
HOCA dahil Türkiye’de herkes, her alanda herkesten her şeyden şikayetçi olduğundan dolayı 7 Ocak açıklamaları da eleştiri, şikayet, mızırdama, vozurdama türü sesleri çoğalttı. Şunu görmekten mutlu değilim; “Türkiye’de sistematik bir Fatih Terim düşmanlığı ürüyor” Hoca bu noktada hiç kabahatsizdir demiyorum.
ATARLANMA KÜLTÜRÜ
Ülke genelinde sıklıkla görülen ‘atarlanma kültürü’ sıfırdan hayat yoluna çıkmış ardından zirveye tırmanmış bir Adanalı’da yok dersek komik oluruz. O aslında ‘sokağın dili’… Aşırı çoşkun, aşırı çökkün; fazla agresif, fazla hoyrat! Ve bu eda, hem kendi, hem de karşı tarafın ‘saflarını’ sıklaştırıyor.
Fikr-i takip!

