Haşmet Babaoğlu

Haşmet Babaoğlu

hasmetb@gazetevatan.com

Tavlada bir ben eksiktim!

Basındaki tavla tartışmasını sevdim. Malum, önce Mehmet Badas "tavla şans oyunudur" demişti

Haberin Devamı

Basındaki tavla tartışmasını sevdim. Malum, önce Mehmet Badas "tavla şans oyunudur" demişti.

Emre Aköz karşı çıktı ona. Oyun sayısı arttıkça şansın payı düşerken bilgi ve ustalığın payının yükseldiğini iddia etti. Tavla "şans oyunu değil, şans yönetim oyunudur" dedi ki katılıyorum.

Derken efendim, tartışmaya bulaşmayan kalmadı. Bu sayede hem eğlendik hem de şans, oyun, olasılık kavramlarını bir kez daha gözden geçirdik. Fena mı?
Şimdi beni yakından tanıyanlar, içlerinden "Bir sen eksiktin, niye karışıyorsun? Zaten oynamazsın" diyecekler. Haklılar.

Ancak şunu da belirteyim ki, etrafımda tavla şakırtısı ve tatavası hiç eksik olmamıştır. Fakat ne zaman tavlayı sevmek için kendimi zorladıysam, iç sıkıntısı daha erken davranıp beni esir almıştır. (Gençliğinde yolu kahvelere düştüğünde oturup tavla oynayacakken nutuk atmayı tercih eden bir kuşaktan gelmenin etkisi de vardır belki bunda...)

Zihnimde karıncalanan şu sorular da hasta etmiştir beni: "Kapını kolla, vurmaktan korkma" diye düşünüp taşınacağım bir oyunun içinde zarlara ne gerek vardı? Yok, oyun zarlara göre kuruluyorsa, neden uzatıyoruz; barbut gibi açıkça zar atsak olmaz mıydı?

Bunlar biraz da işin şakası. Tavlanın bizde yaygın ve sevilen bir oyun olmasının asıl nedeni, oyunun karakterinden çok çevresinde dönen muhabbetin tatlı ve renkli olmasıdır. Sonra ne kadar ilginçtir ki, muhafazakâr yanı ağır basan ortamlarda "kumara açık" oldukları için kağıt oyunları lanetlenirken, basbayağı zar armaya dayanmasına karşın tavlaya sevgi ve hoşgörü beslenir.

Gelelim konuya bulaşmamın nedenine...

Tartışmayı Mehmet Barlas'ın 'Türklerin Milli Sporu Tavladır!" başlıklı yazısı başlatmıştı. Tavla şans oyunu mu, değil mi derken, orada Barlas'ın asıl konu ettiğini unuttuk, gitti. Anlatmak istediği neydi Barlas'ın?

Şu: "Tavlayı seviyoruz, çünkü tavla oyunu Türkiye'deki yaşamla aynı niteliklere sahip. Tavlada da, Türkiye'deki yaşamda da, her şey çok iyi giderken, bir anda perişan olup yenilebilirsiniz."

Yazısının sonunu da şöyle bağlıyordu, "Bakın Türkiye'deki, başarının zirvesine ulaşmış nice insanın ve ailenin durumlarına. Kimin, yarın ne olacağı belli mi?"

Böylece güncel gelişmelere gönderme yapıyordu
Barlas. Hani bir anlamda siyaset ve ekonomi tepelerinin de sürekli zar atıp tavla oynadığını ima ediyordu.

Ben de soruyorum: Gerçekten öyle mi?

Tartışmaya değer.

Diyelim ki, Uzanlar için "her şey çok iyi gidiyordu da, bir anda perişan oldular, yeniliyorlar" mı?

Diyelim ki, geçen sonbaharda Derviş'in siyasetteki şansı çok yüksekti, bütün pullarını kendi tarafına toplamış, rakibinin iki pulunu da kırmıştı, fakat tam o sırada karşı taraf birdenbire iyi zar mı attı?

Bana kalırsa, bu fikirler zaten şansı olmayan ve kaderine teslim olmuş sosyal sınıfların (kendi hallerine bir parça teselli olsun diye) siyaset ve ekonomi tepelerine bakarken inanabileceği efsanelerdir.

Yolsuzluklarına göz yumulmuş zenginlik bir gün çökertilebilmek üzere birikmiştir zaten...

Özel koşullarda desteklenerek oluşmuş bir başarının, o koşullar sona erdiğinde başarısızlığa dönüşeceği kesindir.

"Yanlış oyun, kötü zar"a bağlı olarak gelişmiş gibi gözüken 2001'in finansal krizlerinin bile arkasında 1996'dan beri ağır ağır işleyen bir süreç yok mu?

Krizde çökenler yıllar boyu yanlış mı yaptılar, yoksa kötü zar mı attılar?

Hayır! Siyasette, ekonomide ve toplumsal hayatta hiçbir şey birdenbire olmaz!

Zaten dikkat ederseniz, onca tavla bilgisi ve sevgisine rağmen sokaktaki adamda o "şans"tan eser bile olmadığını görürsünüz.

Bence Barlas da çok iyi biliyor ya, zirvelerde çok başka "oyun"lar oynanıyor!

Tavlayla filan alakası yok!

DİĞER YENİ YAZILAR