Haşmet Babaoğlu

Haşmet Babaoğlu

hasmetb@gazetevatan.com

Kurban, İsmail ve biz...

Haberin Devamı

Şiddet, filmlerdekilerden, gazetelerin 3. sayfalarında dile getirilenlerden, televizyon haberlerinde gösterilenlerden ibaret değildir...

Şiddet hayatın ve toplumun harcında vardır.

Tanınmış antropolog ve psikanalist Norman O. Brown’ın deyişiyle söylersek; “Masumların kanı dökülmeksizin kurulmuş hiçbir toplum, hiçbir dünyevi hayat biçimi yoktur.”

Ve elbette tam bu yüzden din ile şiddetin ilişkisi önemlidir...

Nasıl şiddet “kutsal”ın içinde saklanmaya çalışırsa, insan da şiddetten “kutsal”ın içinde saklanmaya çalışmıştır!

Ama daha önemlisi şudur: Şiddet üzerine en temel saptamaların ve çözümlerin yolunu dinler göstermiştir.

Sonuç alınmış mıdır? Hayır. Tarih ne yazık ki aksini gösteren örneklerle doludur.

Ama şiddet meselesi üzerine köklü biçimde düşünmek, bu meseleyi ucuz akıl yürütmelere kapılmadan iliklerimize kadar hissetmek için hâlâ en iyi yol dinlere ve “kutsal” söyleme bakmaktır.

Kurban geleneği bu bakımdan merkezi öneme sahiptir.

Kurban, ne tek bir dine aittir ne basit bir örftür ne de etkisi kaybolup gitmiş arkaik bir uygulamadır.

***


Araştırmalarını şiddetin tarihi ve sosyolojisi üzerinde yoğunlaştırmış bütün düşünürler şunun altını çizer: Şiddeti canlandırmak kolay, bastırmak zordur.

Çünkü her şiddet eylemi zincirleme reaksiyonları kışkırtır.

Misilleme felakettir.

Bu zincir kırılamazsa ortada toplum diye bir şey kalması imkânsızlaşır.

İnsanlık tarihinde kurban törenleri tam bu noktada ortaya çıkmıştır.

Masum (intikam riski taşımayan) varlıklar seçilir ve törenle kurban edilir. Masumu kesen bıçaktan başka bıçaklar doğmaz çünkü...

Böylece şiddet kovulur, toplum korunur.

Bu yüzden bayram edilir! Bu yüzden kurban edilen şey kutsanır!

Neredeyse bütün ilksel toplumlarda kurban törenlerine rastlamamızın nedeni budur.

Semavi dinler insanlığın büyük serüveninin temel parçası olan kurban uygulamasını alıp kaba içeriğini değiştirmiş, zenginleştirmiştir.

Tabii anlayan zihinler, görmesini bilen gözler için...

Mesela kurbanlık hayvanlar için edilmiş söze kim, kaç kişi gerçekten dikkat etmiştir: “Onların etleri ve kanları bize ulaşmaz. Sizden O’na ancak takva ulaşır.” (Hacc/37)

***


Şimdi işin antropolojik yanını bırakıp İslam’a gelelim.

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in hikmetli öyküsüne...

Bir kere şunu vurgulamak gerek: Çoğunluğun sandığının aksine Kur’an bize sadece bir rüyadan bahseder...

“Ve (bir gün çocuk, babasının) tutum ve davranışlarını anlayıp paylaşacak olgunluğa eriştiğinde babası şöyle dedi: ‘Ey yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm: bir düşün, ne dersin?’ İsmail ‘babacığım’ dedi, ‘sana emredilen neyse onu yap; inşallah beni sıkıntıya göğüs gerenler arasında bulacaksın!”

(Sâffât/102)

“Kendisine seslendik:” “Ey İbrahim, sen şimdiden o rüyanın amacını yerine getirmiş oldun!” (Sâffât/104-105)

***


Hz. İbrahim’e kurban etmesi için koç verildi.

O halde kurban (koç) burada ve her zaman için bir gerçek “varlık” değil, bir semboldür.

Müslümanların bunu unutmaması gerekir(di.)

Peki neyin sembolüdür?

İnsanın o en trajik imtihanını dile getiren hikâyeye dikkatle bakan, bu sorunun cevabını anlar.

Kurban sevilenlerin, bağlanılanların, hakkında “asla onsuz yapamam” denilebilecek olanların, sahip olunanların sembolüdür.

Bu yüzden işte, “Kurban Bayramı,” etrafı mezbahaya çevirme değil neleri Allah rızası için feda etmeye hazır olduğumuzu düşünüp tartma ve kendimizle hesaplaşma günleri olmalıdır.

Ali Şeriatı’nın şu yorumuna kulak vermek çok mu zor?

“Kimdir senin İsmail’in? Kendin bileceksin. Sevdiklerin olabilir; işin, rütben, mevkiin vs. olabilir. Allah’a yakın olmak istiyorsan, önce kendi İsmail’ini bulacak ve onun yerine kurban keseceksin! Âdet olsun diye kurban kesmek kasaplıktır.”

DİĞER YENİ YAZILAR