MAÇIN adı büyük.. Bir Avrupa şampiyonası yarı finali.. Sahada kalitesi tartışılmayacak yıldızlar var.. Ancak oynanan futbol tatmin edicilikten çok uzak.. Futbol kalitesinin beklentilerin bu kadar altında kalması 2 takımın da az risk alarak düşük tempoda oynamasından kaynaklandı..
İSPANYA bu turnuvanın hemen hemen tüm maçlarında olduğu gibi 2’nci bölgede hedefsiz yan ve geri paslarla topa sahip olmak için oynadı. Rakip kaleyi düşünmeden.. Topun ve oyunun kontrolünü elinde tutmak amacıyla..
PORTEKİZ ise rakibin bu oyunundan rahatsızlık duymadı ve İspanyolların tehlike bölgesinin dışında pas yapmasına izin verdi. Hücumda ise Ronaldo ve Nani’nin bireysel becerileriyle pozisyon aradı. Ancak hücumda çoğalmaktan hep uzak kaldılar. Del Bosque herşeye rağmen Fernando Torres’i oynatmalıydı. Öyle ya da böyle Torres bu takımın en parlak günlerinden önemli bir parça ve oynadığı zaman pozisyona giriyor. Bu kadroyla (David Villa da yokken) İspanya ikinci bölgedeki zenginliği rakip ceza sahasında etkinliğe dönüştüremiyor. İspanya bu kadar pozisyon fukaralığı yaşayacak bir takım değil...
UZATMADA İspanya “Maç penaltılara gitmesin” duygusuyla oynayan taraftı. Bu da oyunu biraz daha hareketlendirdi. Ancak yeterli olmadı.
İYİ NİYET YOKTU!
TÜRK hakemlerinin Avrupa Şampiyonası yarı finalinde maç yönetmesi gurur verici. Cüneyt Çakır, genel anlamda 2 tarafın da şikayet edebileceği düdükler çaldı ancak bariz bir hatası da olmadı. Gerek İspanyollar gerekse de Portekizliler yapı itibari ile çok iyi niyetli oyuncular değil. Bu durum Çakır’ı etkilemedi. Çakır’ın yardımcıları da 0 hata ile maç yönettiler.
2 takım da penaltılara gitmenin ötesinde daha fazlasını haketmedi ve kaderlerine razı olmak durumunda kaldı..
Penaltıları hakettiler...
Haberin Devamı

