Türkiye’de spor medyası günden güne bozuluyor. Doğru konuştuğu zaman dışlanan kulüp yazarları var. Eyyamcılık bir virüs haline gelmiş durumda. Buna karşıysan düşman olursun.
EDYANIN görevi yandaş ve taraftar olmak değil gerçeği aramak, doğruyu göstermek ve tarafsız olmak... Türk Spor medyası ne yazık ki gün geçtikçe daha kötüye gidiyor. Kulüpler ve onların yandaşları var. Kulüplerin fanatikleri ve yöneticileri medya içinde de şüreka arıyor. Sorun sadece bu değil. Toplumdan sanki böyle bir talep varmış gibi bir algı var. Halbuki bunu isteyen gerçek sporsever değil, sadece fanatik kesim. Sistem sanki fanatizme hizmet için kurulmuş durumda. Kulüp yazarları, kulübün istemediği haberi yazamayan (yazarsa dışlanan) muhabirler, gerçeği çarptıran, gizleyen veya doğru konuştuğu zaman “düşman” ilan edilen yorumcular.
BİZDEN olanlar, olmayanlar, karşı cephe ve düşmanlar. Aşırı derecede hastalıklı bir düzen var...
EYYAMCI OLMALISIN!
Sadece medya değil futbolumuzda sadece Türkiye’ye mahsus bir eyyam düzeni var. Eyyam artık yadırganmıyor. Kabul görüyor. Sistematik bir şekilde virüs gibi nüfuz etmiş beyinlere. Eyyamcı değilsen pürüzsün. Dışlanıyorsun. Kuralın değil eyyamın peşinden gitmelisin. Doğrular ve kurallar eyyamın işine geliyorsa kabul görür. Yoksa görmez. Hakemler eyyam yapmalı, yorumcular eyyamcı olmalı. Futbol Federasyonu ve kurulları da öyle.
KİMİN sesi daha fazla çıkıyorsa, kimin şürekası daha güçlü ise eyyam ve sistem ona hizmet ediyor. Sıralama böyle. Bu sıralamayı herkes biliyor. Kavganın büyüğü eyyam pastasından daha fazla pay almak için.
EYYAMA karşı isen seni düşman ilan ediyorlar. İster gazeteci ol ister televizyoncu istersen hakem... Maç anlatan spikerlerin bile işi çok zor. Bırakın yorumu onlardan da eyyam ve yandaşlık bekleniyor. Zaten sadece futbolcu ismi söyleyip, gol olduğunda çok bağırmaları bekleniyor. Yorum yapmaları yasak. Halbuki kural bile bilmeyen adamlar çıkıp yorum yapıyor. Hukuk bilmeyen adamlar çıkıp hukuk konuşuyor. Problem yok. Çünkü sistem ve düzen böyle.
HAKEMSEN İŞİN ÇOK ZOR
HAKEMSEN işin en zoru. Sesi çok çıkan, medyada çok yandaşı olan bir kulübün aleyhine hata yaptıysan yandın. Seni hemen asıyorlar. Arkanda duran yok. MHK bile eyyama hizmet etmek zorunda çünkü. Maç alamamaya başlıyorsun. Gelirlerin azalıyor. “En iyisi, ben de eyyama hizmet edeyim” zihniyeti makbul oluyor. Kırmızı kartlar çıkmamaya başlıyor. Sarılar çift sarıya dönmüyor. Bırak hakem kardeşim, kazansınlar. Sana ne? Sen mi kurtaracaksın Türk futbolunu? Bu düzen değişmeli...
Büyük balık küçük balığı yemeli
A.GÜCÜ’NÜN buz gibi golü güme gitmiş, Adanaspor’un aleyhine hayâl mahsülü penaltı verilmiş. Bakalım bu hakemler kaç maç ceza alacak? Büyüklerin canı yanınca olay, büyükler hata ile kazanıp küçüklerin canı yanınca ses yok. Beşiktaş ofsayttan gol atmış, Mehmet Topal kırmızıyı görmemiş. G.Birliği oyuncusu Trabzon’a karşı ağır bir kararla atılmış. Oh ne güzel. Devam... Çoğunluk mutlu çünkü önemli olan bu değil mi?
Virüsün etkileri
ÖYLE bir noktaya geldik ki. Eyyam düzeni beyinlerin çalışma şeklini bile değiştirdi. Bakış açıları farklılaştı. Her şey otomatikleşti. Şirin gözükmek zorundasın çünkü. Kulüplere şirin görünmeyi anladık da.. Bir de şahıslar var mesela. Fatih Terim’e şirin gözükmek eskiden beri pek bir moda. Manchester United B takımıyla gelir. Derler ki, “Yedek takımla gelmeleri bizim için dezavantaj.” Son dönemde Beşiktaş, F.Bahçe ve G.Saray, Manchester United’ın yedek takımını yendi. Ne var bunda ? Neden bunu kabul etmiyoruz? Çünkü aksini söylersen başarıyı küçültmüş veya gölgelemiş gibi algılanırsın.
HER şey zaten ortada değil mi? Fatih Terim’in başarıları... Kariyeri... Şu andaki çizgisi. Bunları inkâr eden mi var? İnanın Fatih hocanın böyle bir beklentisi yok. Beklenti, ‘kraldan çok kralcı’ olanlarda.
EN aklı başında adamlar bile Elazığ-G.Saray maçından sonra.”E hakem penaltıyı vermiş, kırmızıyı da göstermiş, yok artık penaltıyı da tekrar ettirmez, kural öyle dese bile zaten ettiremez.” diyor. (Hakemler kalecilere tüm dünyada biraz tolerans gösteriyor. Ben bilmiyor muyum? Ancak Melo daha atış kullanılmadan 1 metre öne çıkmış ve bekliyordu. O pozisyon sıradan değil çok istisnai ve abartılı bir ihlaldi). “Hakem tekrar ettirmemeli” diyeceksin. “Ettirmeli” dersen düşmansın. Kuralın doğrunun peşinde olan yok.
3 Temmuz’daki şike sürecinde de bu sistem böyle işledi. Burası Türkiye çünkü.
Transfer hovardalığı
BİR başka medya hastalığımız da kulüpleri sürekli transfere yöneltmek. Örneğin F.Bahçe her yıl transferde en çok para harcayan kulüp. Şu anda ligin en pahalı kadrosu. Birçok kişi sezon başlarken buyurdu ki, “Bu kadro muhteşem. 2 tane takım çıkar!..”
ÜSTÜNE 10 milyon Euro bonservis ile Meireles alındı. Şimdi 20-30-40 daha harcansın Sneijder gelsin, falanca gelsin diyorlar. Diyenler aynı kişiler. Hani kadro en iyisiydi?
AYKUT Kocaman’ın sportif direktörlük ve teknik direktörlük döneminde F.Bahçe’nin kasasından tam 119.6 milyon Euro bonservis çıkmış. Maaşları ise saymıyorum. (Transfer gelirleri 35.4 milyon.)
Tek bir kişi çıkıp da şu soruları neden sormuyor ? -Alt yapıdan oyuncu neden oynamıyor? -Sizin döneminizde Şampiyonlar Ligi’nde bile bir kez oynamamışken neden bu kadar çok para harcandı? -Sadece 1.5 milyon bonservis harcayan Beşiktaş ve 820 bin Euro harcayan Antalyaspor nasıl üstünüzde?

