Mesut Yılmaz, Özal’ın ANAP’ına benzer bir siyasi oluşum yaratmayı başarabilir mi?
Arkadaşımız Bilâl Çetin’in Ankara’dan aktardığı bilgilere göre Yılmaz’ın birinci hedefi DYP ve ANAP’ı birleşmeye ikna etmek olacakmış.
“Dört eğilimi buluşturduk” demek için de eksik kalan sol unsurları CHP’den ayrılmış veya Baykal tarafından tasfiyeye uğramış eski tüfeklerle tamamlayacakmış...
Bu proje çalışır mı?
Çok ümitvar görünmüyor. Çünkü önkoşul DYP ve ANAP’ın birleşmesidir ki, iki parti de yeni liderleri ile ne yapabileceklerini görmek ihtiyacındadırlar. İki liderin başarılı olma iddiası birinci zorluktur.
Mesut Yılmaz, çok daha gerçekçi olan, salt DYP-ANAP birleşmesinden oluşmuş bir projeyi öneremiyor, çünkü vaktiyle böyle bir birleşmeyi gerçekleştirecek özveriyi kendisi gösterememiştir. Şimdi daha geniş bir beraberlik hedefi koyması, Özal’ın ANAP’ından ziyade AKP tecrübesini tekrarlama hayalini uyandırmak içindir.
Fakat gündüz gözü ile rüya görmemek lâzım. Türkiye’nin bugünkü şartları AKP gibi ikinci bir hareketi yaratacak ve hele başarıya götürecek durumda değildir.
AKP’nin seçim zaferini kendi potansiyelinden çok halkın eski siyasi yapıları, zihniyeti ve icraatları cezalandırma kararlılığı inşa etmiştir.
Bugün ortada öncelikle laiklik, sonra yolsuzluk konusunda güven vermeyen bir iktidar vardır ama toplumun geniş kesimlerinin siyasi lince tabi tutmak için yanıp tutuştuğu bir iktidar yoktur.
O nedenle siyasetin geleneksel nehirlerini yataklarından oynatmaya kalkışmadan önce iyi düşünmek gerekir.
Seçime bir yıl kaldı. Ortada milletin “yola çıksa da peşine takılsak” diye beklediği bir önder bulunmadığına göre birleşme zorlamaları DYP ve ANAP’ın ayrı ayrı üretebilecekleri projeleri, umut ve hevesleri de yok edebilir.
AKP’yi indirmek için yola çıkanlar, onun aynı oyla daha çok milletvekilini meclise sokmasına yardımcı olabilir!
Bakan Çelik aradı
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilköğretim öğrencilerine tavsiye ettiği 100 Temel Eser üzerine yazılanlar nedeniyle Bakan Çelik dün telefonla aradı.
Küfür ve argo ile kirlenmiş deyimler, bilmeceler ve maniler yanında İslâmi vurgularla saptırılmış çocuk klasikleri konusunda yazılanların kendisine ve bakanlığa haksızlık olduğunu anlattı.
Gereken tedbirleri aldıklarını, bu kitapların okullara sokulmayacağını, ailelerin de uyarılacağını söyledi. Açıklamalarının daha geniş özetini haber sütunlarımızda okuyacaksınız.
Burada sadece “Talim Terbiye Kurulu’nun denetim görevini niçin kaldırdınız” sorusuna cevabını tartışmak istiyorum.
Bakan iş başına geldiğinde bu kurulun önünde binlerce kitap bulunduğunu, onay alanların bir anlamda köşeyi döndüğünü, bu işten pis kokular yükseldiği için denetim uygulamasına son verdiklerini anlattı.
Peki çocukları bu kadar kötü tesirlere karşı korumak, yolsuzlukla mücadelenin yükleyeceği her türlü zorluğa katlanmaya değmez mi? Bizce değer.
Bir fabrikatör anlatmıştı: “Bütün bekçileri işten çıkardım. Çünkü depolardan yılda 100 ton demir çalınıyordu ve ben onlara 100 ton demirin parası kadar maaş veriyordum.”
Özel sektörün pratiği ile yeni nesillerin eğitiminden sorumlu bir kamu kurumunun mecburiyetleri birbirine benzeyemez. Devlet bekçiyi kovamaz.
Küfürbaz bir nesil ve sinemalarda son nefesini verirken Türkçe dublajında şehadet getiren kovboylar seyretmek istemiyoruz!

