Mizgin Doru’nun PKK kurşunu ile ölürken dünyaya getirdiği bebek de bırakıp gitti bizi.
Böylelikle bölücü örgüt kötü şöhretine, doğmamış bebek öldürmenin vahşet ve günahını da eklemiş oldu.
Lice’ye bağlı iki köyde üç öğretmen gece PKK’lı teröristler tarafından kaçırıldı. Bölgede kaçırılan öğretmenlerin sayısı bir haftada 9’a yükseldi.
Yeni anayasaya bağlanmış umutlara zarar değil mi bu?
“Burada egemen değilsin” demek devleti tahrik değil mi?
Ne zaman umut doğsa PKK “patron benim” iddiasını Kaleş mermisi ile barış hayali kuranların kafasına çakıyor.
Son zamanlarda “Türkiye’nin kendi Vietnam’ına saplanma riski” bulunduğuna dair söylemler tekrarlanmaya başladı.
Bu uyarı mı, yoksa tehdit mi?
PKK gücünü vahşetten alıyor. Pazarlıkta ipi mümkün olan en yüksek noktaya çıkarmak isteyecektir.
Çünkü önümüz kış. Örgüt inlerine çekilmek zorunda.
O yüzden bahara kadar unutulmayacak eylemler eşliğinde perdeyi kapatmaya çalışacaklarını öngörerek uyanık olmak gerekiyor.
Öcalan, hayalini kurduğu özerkliği ve öteki hakları siyaset yoluyla kabul ettiremeyeceğinin farkında olduğu için terörü savaş boyutlarına yükseltmeye uğraşıyor.
O bakımdan demokratikleşme adımları sanıldığı gibi terör cephesinde tatmine bağlı bir sakinleşme yaratmayacaktır.
Hatta belki şiddetin daha yaygın ve vahşi hal almasına yol açacaktır.
Başbakan’ın “siyasetle müzakere, terörle mücadele” diyerek formüle ettiği politika doğru bir yöntemdir.
Ama hakkıyla uygulanırsa..
Bunun için de terörle mücadelede daha sonuç alıcı bir gücü acilen kazanmak lâzım.
Aksi halde siyaset yoluyla sağlanan hakların terör sayesinde kabul ettirildiği inancı uyanır ki bu felâket olur.
Uzun süren, acılı ve acıklı bir yenilgi doğurur.
Acele adalet
Cezaevinde 25 muharip amiral, sayıları 70’i bulan albaylar, fırkateyn, hücumbot, denizaltı komutanları, SAT komandoları...
Bu askerler, Deniz Kuvvetleri Günü nedeniyle yazıp imzaladıkları bir mektubu eşlerinin oluşturduğu “Vardiya Bizde Platformu” aracılığıyla kamuoyuna ilettiler.
Sahte delillerle Hasdal’da, Silivri’de, özetle kendi ülkelerinde tutsak edildiklerini yazdılar.
Osmanlı donanması tarihte dört kez baskına uğramış, düşman tarafından yakılmıştır.
Hapisteki denizciler bugünkü düşmanın gemileri yakarak değil ülkenin en iyi denizcilerini tasfiye ederek hedefe yürüdüklerini duyurmaya çalıştılar.
Acaba bu sesleniş mahkeme üstünde adaleti hızlandırma dürtüsü yaratır mı? Keşke yaratsa.
Çünkü akıl ve vicdan hepsinin birden suçlu olduklarını kabul etmez.
Yapılmamış bir darbenin hesabını vermeye mahkûm edilmiş başka bir ordu var mıdır dünyada acaba?

