Zaman değerli kaybedemeyiz

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Gül bile aynı görüşte: Yeni Cumhurbaşkanı için konuşma zamanı gelmiştir..
Birçok çevrede ve özellikle AKP toplumunda bu mesele çözüme ulaşmıştır.

Mesele değiş tokuş yöntemi ile halledilecektir.

Bir hatıra fotoğrafı çekilecek olsa değişimi fark etmek bile garanti değildir. Çünkü aktörlerin sandalye değiştirmekten başka bir eylemleri olmamıştır.

Bu tablo, provası yapılmış bir oyun oynanacak beklentisi uyandırıyor. Yani kolay yürüyecektir oyun.

Erdoğan Başbakan koltuğunu bırakarak adaylığını ilân edecek, Gül’ü Başbakan yapacak yol da 2-3 aylık bir operasyonla açılacaktır.

O arada Başbakan koltuğunun geçici olarak emanet edileceği kişiler şimdiden parti kamuoyunda belirlenmiştir bile (Bülent Arınç, Mehmet Ali Şahin, Ali Babacan).

Fedakârlık kime düştü?

Geliştirilen tüm senaryolar Cumhurbaşkanı Gül’ün uslu çocuk tavrı ile söylenen her şeyi mızıkçılık çıkarmadan kabulleneceği varsayımına dayanıyor. Halbuki unutulmaması gereken, tüm hesapları bozacak bir ihtimal vardır: Abdullah Gül ikinci kez seçilme hakkından vazgeçmeyebilir!
Neden vazgeçsin?

Cumhurbaşkanlığı koltuğundan feragatin açıklanması kolay değildir.

Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmaya Özal ve Demirel’den daha az lâyık olduğu nasıl söylenemezse, Abdullah Gül’ün ikinci adaylık hakkından vazgeçmesi de aynı şekilde istenemez.

Güncel konularda kamuoyundaki çoğunluğun tercihlerini destekleyen çıkışlar Gül’ün, bir dönem daha Çankaya’da kalmak arzusunu açığa vuruyor.

Kutuplaşma bitsin..

CHP lideri Kılıçdaroğlu “Erdoğan aday olursa halk seçmez” demiş. Bu iddianın, geçen pazar yüzde 45 oyu AKP liderinin nereden topladığına cevap bulmak gibi bir zorluğu vardır.

Son göstergeler, giderek artan bir kırılganlığın alârmını veriyor.

Ülkeyi her alanda kutuplaşmaya iten alışkanlığı siyaset diye sisteme taşıtamayız. Bu gereğin ertelenemeyeceğini ne kadar erken kavrarsak o kadar iyilik olur.

Son Economist dergisinde çıkan analiz ciddi bir dost uyarısıdır:

“Türkiye on yıl istikrarlı ve müreffeh bir dönem geçirdi. Bu dönemin iki güçlü çıpası vardı:

1. İlki başta IMF sonra da mali piyasalarca desteklenen doğru makro ekonomik politika;

2. Diğeri Sayın Erdoğan’ın Ekim 2005’te üyelik müzakerelerine başlaması ile muhtemel AB üyeliğiydi.

Türkiye bugün bunların ikisini de kaybetme riskiyle karşı karşıya!”

Zamanı kavgayla harcama

lüksümüz yok..

DİĞER YENİ YAZILAR