Hükümet Kürt sorununun çözümü yolunda çok elverişli bir iklimin doğduğunu tespit etmiştir.
Bu tespit büyük ölçüde doğrudur.
Çünkü iç ve dış şartlar Türkiye’nin elini güçlendiren değişimlere uğramıştır. Bölücü terör örgütünün dışarıdaki hareket alanı her gün daralıyor.
İçerde ise sürekli genişleyen kültürel haklar PKK’nın şiddete dayalı varlığını sürekli aşındırıyor.
Ankara’da yükselen umudun asıl sebebi bizce, bu gerçeklerin şiddeti siyaset olarak kullananlar tarafından da görüldüğü, görüleceği tahminine dayanıyor.
Örgütün başı Abdullah Öcalan’ın ağustos ortasında bir yol haritası açıklayacağını söylemesi de bu değerlendirmeyi doğruluyor.
Hükümetin ön almak için acele etmesine hak vermek lâzım. Öcalan’ın öncelik alması, çözüm çabalarının önüne aşılmaz engeller örecektir.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay dün hükümetin “Kürt açılımı” konusundaki hazırlıklarının ipuçlarını verdi. Şu tespiti doğrudur:
Tek millet tek devlet
“Konunun Türkiye’nin geleceği açısından ne kadar hayati olduğunu biliyoruz. Ülkemize her açıdan kaybettiren ve milletçe çok ağır bedeller ödememize neden olan bu konunun artık çözülmesi gerekiyor...”
Bakan, demokratikleşme temeline dayalı çözümler üstünde çalıştıklarını, zaten çalışmaların “demokratik açılım” başlığı altında yürüdüğünü, toplumsal katılımın kendilerini güçlendireceğini söylemiştir.
Hükümet aradığı desteği toplumdan fazlasıyla almakta olduğunu görmelidir. Terörü sonlandıracak bir anlaşma eğer Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne zarar vermeden çözülecekse buna kim karşı çıkabilir?
Bakan Atalay, açılımın temelinin Başbakan’ın 2005’teki Diyarbakır konuşması olduğunu söyledi dün. Bu söz, taviz politikaları izleneceğinden korkanlara güven verebilir.
Başbakan Erdoğan o gün Diyarbakır’da “Kürt sorunu, tek devlet, tek bayrak, tek millet içinde, daha çok demokrasi üretilerek çözülecektir” demişti.
Hükümet yeni bir demokratikleşme paketi düzenleyip açıklayacaktır. Bakan dünya tecrübelerini incelediklerini belirttikten sonra “örnek olacak bir Türkiye modeli” oluşturacaklarını söylemiştir.
“Silâhlara veda” şartı
Etnik temelli özerk yapıların hangi facialar doğurduğuna dair örnekler de ibret için mutlaka o çalışmaya girmelidir. Yugoslavya’nın kan ve nefret selinde nasıl paramparça olduğu, Irak’taki Kürt bölgesel yönetiminin işgalci Amerika’ya tapınıp Bağdat’a ihanet ettiği filan...
Onlar da böylesi felâketlere davetiye çıkarmak için seçmemişlerdi modellerini.
O bakımdan terör ortamını besleyen sebeplerin giderilmesine yönelik tedbirler aranırken cesur ve cömert davranılmalı ama af gibi özendirici açılımlar, mutlaka “silâhlara veda” şartına dayandırılmalıdır.
Terör örgütünü muhatap almadan barışa yürümeye mecbur olduğumuz için zorluk yaşanacaktır. DTP içinde başlayan özeleştiri dönemi bu boşluğu doldurursa iyi olur.
Hükümet hem arttığını düşündüğü çözüm şansını heba etmek istemiyor hem de çözüm sürecinde doğabilecek siyasal maliyetlerin ağırlığından korkuyor.
Telâş ve endişe görüntüsü verilmemelidir.
Çünkü zaaf görüntüsü ile sağlam ve iyi bir barışa varılamaz.
Kürt sorunu Türkiye’nin kanatlanmasını önleyen kök sorundur.
Çözmek için doğan şansı sonuna kadar değerlendirmek hepimizin borcudur.
Yol açık yürüyün!
Haberin Devamı

