Başbakan Erdoğan’ı dinlerken kendimi bir anda ümitsizliğe kapılmış hissettim.
Partisinin il başkanları toplantısında konuşuyor, bölücü teröre son vermeye yönelik çabalarda yalnız bırakıldıklarından şikâyetle muhalefete verip veriştiriyordu.
Doğru; iktidar olarak neşteri vurmuşlardır ama yara açık kalmış, ameliyat yarım bırakılmıştır.
Çünkü gerçekçi bir teşhis yapılamamış ve doğru bir tedavi belirlenmemiştir.
Başbakan’ın kürsüde “Bu meseleyi iktidarıyla, muhalefetiyle çözmek zorundayız” diye bağırdığını izledim.
Devlet kadrolarını, kamu kredilerini ve şehir rantlarını, yani iktidarın balını kaymağını yandaşlarına peşkeş çeken AKP iktidarının terörle mücadele gibi risk taşıyan sorumlulukları muhalefetle paylaşmak istemesini bir yere kadar anlamak mümkündür.
Ama konuşmasının şu bölümü, kıdemi 7 yıla yaklaşan bir Başbakan’a yakışmamıştır.
Batı medyası Erdoğan’ı “ılımlı İslâmcı AKP’nin lideri” diye tarif ediyor.
Dünkü talihsiz konuşma, en azından sıfatı önündeki “ılımlı” nitelemesini süpürüp götürecek vahameti taşıyor:
Siyasi istismar...
“Masum yavruların mağaralarda boğazlanmasını onaylamak, hatta yüceltmek sevgiden, şefkatten, merhametten nasibini almamaktır.
İster Alevi olsun ister Sünni olsun biz hepimiz Kerbela faciasını dinleyerek, okuyarak büyüdük. 2-3 yaşımızdan itibaren annelerimiz babalarımız, dedelerimiz Kerbela’yı anlattılar.
Toplum olarak insan sevgimiz bu ibret dolu anın tekrar tekrar anlatılmasıyla şekillendi.
Cinayetin, öldürmenin, insana zulmetmenin ne derece feci olduğunu Kerbela örneği üzerinden belleğimize yerleştirdik.
‘Evlâdı Kerbelayız; bu hatadır, günahtır, zulümdür, ayıptır’ diyenlere yapılan Kerbela muamelesini onaylar şekilde Meclis kürsüsüne taşımak, millet sevgisiyle insan sevgisiyle nasıl bağdaşır?”
Başbakan keşke bu konuşmayı evde, ayna karşısında prova etmek şansını kendine tanısaydı. Keşke ulusal bilincin 72 yıllık Dersim faciasını niçin unutmaya çalıştığını gerçekten merak etseydi.
CHP’li Onur Öymen’in bir gaflet anında uğradığı talihsizlikten cımbızla çıkarılan bir sözünü, Alevi vatandaşlarımızın tepkilerini sömürerek siyasi çıkar amacında kullanmak zararlı bir fırsatçılıktır.
Çünkü CHP’nin kendisini Alevi kitleye affettirme çabalarını duygusal tahriklerle zorlaştırmanın iktidara “Kürt açılımı” yolunda kazandıracağı bir avantaj olmayacaktır.
Devlet ve Kerbela
Dersim tecrübesi, devlet gücünü acımasızca kullanma yanlışına örnektir.
CHP’li Öymen’in bu örneği Kürt sorununun çözümü için de önerdiği algısı yaratmak, konuşmasına bakınca hem haklı değildir hem de yaşadığımız çağın aklına, vicdanına ve hukukuna uygun değildir.
Siyaset gündemini muhalefetin başarısızlıklarını tartışarak meşgul etmek her iktidarın istediği şeydir. Ama bunu yaparken ucuz istismarlara tamah etmemek gerekir.
Çünkü kendi ayağınıza dolanabilir.
“Evlâdı Kerbelayız; bu hatadır, günahtır, zulümdür, ayıptır” diyen kişi Dersim isyanına önderlik eden Seyit Rıza’dır. Bu sözleri yargılandıktan sonra darağacına çıkarıldığında söylemiştir.
Seyit Rıza’nın özü haksızlık, zulüm ve cinayet olan “Kerbela muamelesi”ne tabi tutulduğunu söylemek, hangi akla, hangi iyi amaca hizmet edecektir?
Mezhep siyaseti yapmaktan sakınması gerekenler listesinde T. C. Başbakanı herhalde 1 numarada yer almalıdır.
Ama nerdeee!..
Yeter artık!
Haberin Devamı

