Yaşasın adalet!

Adaleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin varlığı ile sigorta edilmiş bir ülkede yaşamak mutluluktur...

Haberin Devamı

Adaleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin varlığı ile sigorta edilmiş bir ülkede yaşamak mutluluktur.

Bu mutluluğu sadece ülkenin vatandaşları yaşamıyor, davetsiz gelen misafirler bile paylaşıyor.

İran'da kırbaç cezasına çarptırıldıkları için Türkiye'ye kaçan evli çiftin ibretlerle dolu öyküsünü anlatan röportajı bugünkü VATAN'da okumalısınız.

Laik hukuk devletinde yaşayan Müslümanlar olarak bazen sahip olduğumuz ayrıcalığın değerini takdir edemiyoruz.

İran'daki dinsel ve etnik ayrımcılığın şeriat hukukundan da güç alarak yarattığı cehennem İranlı çifti hayatlarından bezdirmiş.

Biri Şii Azeri, öbürü Sünni Kürt olan sevgililerin ailelerden gelen muhalefete rağmen evlenmeleri, sonradan gelen affa ve resmi nikâha rağmen 100'er kırbaç cezası almalarını önleyememiş.

Hızır gibi yetişen karar
Erkek yüz kırbacı yemiş, ölümün eşiğinden dönmüş. Eşini bu ölümcül ve onur kırıcı cezadan kurtarmak için Türkiye'ye kaçmışlar.

Fakat ne yazık ki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ailenin sığınma talebini reddetmiş. Türk Dışişleri Bakanlığı da bu karara dayanarak İranlı çifti ülkelerine iade etmeye karar vermiş.

New York'ta yaşayan İranlı bir avukatın beş kuruş almadan "Allah için" yardımı olmasa, AİHM'ye yaptığı başvuru olmasa, İranlı çift ya kırbaçlı rejime teslim edilecekti veya ölümü göze alarak lastik bir botla Yunan adalarına kaçmayı deneyeceklerdi.

AİHM kararı Hızır gibi yetişmiştir.

Mahkeme, kırbaç cezasından kaçan İranlı çiftin ülkelerine iadelerinin reddine karar vermiştir. Hem de oybirliği ile...

Çünkü böyle bir işlem, İnsan Haklan Sözleşmesinin "insanlık dışı muamelenin yasaklanması" nı öngören maddesinin ihlâlidir.

Ya AİHM olmasaydı?
İranlı çiftin yıllar süren kâbusu nihayet sona ermiştir. Artık cehenneme geri gönderilme korkusu ile yaşamayacaklar.

AİHM yalnız topun ağzındaki İranlı çifti mi kurtardı?

Hayır, biz de utancını milletçe taşıyacağımız bir yanlıştan korunmuş olduk bu sayede.

İltica ilgili kararları vermekle yükümlü makamlar, çağdaş bir devletin uzuvları gibi hareket etmeyi bilmelidirler. Kararları Türkiye'nin dış itibarına, halkın moraline zarar vermemeli.

Şimdi dönüp bakmak lâzım:

AİHM'nin oybirliği ile "iade edilmeleri asla mümkün değildir" dediği çift, kendi başına bırakılmış olsaydı Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından İran'a teslim edilecekti.

Yani AİHM olmasa Türkiye ağır bir insanlık suçu işleyecekti.

Kimler ve hangi amaçla böyle bir lekeyi ülkenin üstüne düşürme hakkını kendinde bulur? Bunun hesabını sormak gerekir.

Din kardeşliği, molla rejimi ile iyi geçinmek değil, orada hakkı ve onuru çiğnendiği için bize sığınan insanlara şefkat göstermektir!

DİĞER YENİ YAZILAR