Demokrasinin güvencesi olan “kuvvetler ayrılığı” kuralı bizde hanidir işlemiyor.
Bu teorinin işlemesi yürütme (hükümet), yasama (meclis) ve yargı erklerinin birbirlerini denetleyen, yani birbirlerinin karşıtı güçler olma özelliğini taşımalarını gerektirir.
Zaten iktidar olan parti veya ortaklıklar meclis çoğunluğuna dayandıkları için yasama erkini de kontrol ediyorlardı.
AKP’nin ezici çoğunluğa dayanan iktidarı döneminde yürütme ve yasama arasındaki sınır tamamiyle kayboldu.
Rejimin demokrasi olduğunu iddia edebilmenin şu andaki tek dayanağı bağımsızlığını korumak için umutsuzca direnen yargıdır.
Ama aşırı güç iktidarlarda kendilerini kontrol etme zaafiyeti yaratıyor ve bu ihtiras geri kalmış demokrasilerde yargı bağımsızlığını daha da tehlikeye sokuyor.
Siyaset karışırsa...
İktidarın yargı reformu diye sunduğu pakette Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısına ilişkin değişiklikler zaten sakatlanmış bağımsızlığın tümüyle yitirileceği endişelerini doğurmuştur.
İktidar taslakta HSYK ile ilgili bazı “taktik iyileştirmeler” yapmıştır ama yargı bağımsızlığının üstündeki en belirgin gölgeyi kaldırmak için Adalet Bakanı ile Müsteşarı kurul üyeliğinden çıkarmaya razı olmamıştır.
Tartışma yaratan önerilerden biri de 7 asil ve 4 yedek üyeden oluşan HSYK’nın 21 üyeli bir kurul haline getirilmesi, üyelerin yarıdan fazlasının iktidar (meclis ve Cumhurbaşkanı) tarafından seçilmesidir.
Yargı çevrelerinin siyasal kaygılarla yapılacak seçimlerin doğuracağı sakıncalar konusundaki endişelerine kulak vermek lâzım.
Zahid Akman’lar...
HSYK ve benzeri kurulları oluşturmada Avrupa örnekleri devlet ve hükümet başkanları ile parlamentolara önemli yetkiler veriyor.
Evet ama orada hem kurumlar kendilerini siyasi müdahalelere karşı korur, hem kamuoyu yargı bağımsızlığına tecavüz anlamına gelecek eylemlere karşı göstereceği tepki ile caydırıcı olur.
Mesela hiçbir Batılı ülkede hukukçu olmayan biri Anayasa Mahkemesi Başkanı seçilemezdi.
RTÜK’te yaşadığımız Zahid Akman tecrübesi ideolojik misyon yüklenmiş ve zaptetme duygusuna esir olmuş bir iktidarın yapacağı seçimlerin kötülüğüne ibretli bir örnektir.
Bu ülkede YÖK Başkanı’nı üniversitelerin rektörlerini hatta Futbol Federasyonu Başkanı’nı bile Başbakan seçiyor!
Bu ihtiras demokratik direnişle karşılaşmazsa HSYK’daki tüm üye koltuklarını Zahid Akman’lar dolduracaktır.
Meclisin seçici olacağı günlere ulaşmayı biz de isteriz. Ama o özlem uzak bir hayaldir henüz.
Peki ne zaman?
Başbakan ve parti liderlerinin seçtiği parlamento üyelerinin yerlerine ne zaman milletin seçtiği milletvekilleri gelecek, belki o zaman...
Yargı bağımsızlığı arızalıdır. Ama yine de güvencedir.
Kıblesi lider değil millet olan bir parlamentoya kavuşana kadar yargı ile oynamamak lâzım. Çünkü sonu diktatörlüktür!
Yargı ile oynamayın!
Haberin Devamı

