Tutulacağından emin olmadığınız bir söze güvenerek yola çıkmaktan daha can sıkıcı bir şey yoktur.
Türkiye'nin Avrupa Birliği macerası biraz buna benziyor.
Yine de tesellimiz şu ki, hayatımızı 80 bin sayfalık AB müktesebatına uydurduğumuz halde bizi üye yapmadıkları takdirde varacağımız yer cehennem olmayacaktır.
AB üyesi yapılmasa bile o günkü Türkiye'nin güvenceleri ve yaşam kaliteleri, iddiasını bugünden terketmiş olan bir Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar üstün olacaktır.
Bunları, kesin görünen bir başarısızlığın tesellisi olsun diye yazmıyorum.
Ama alışmaya mecbur olduğumuz zorluklar vardır ve bizim de yürüdüğümüz amacı hiç bir zaman bu zorluklara kurban etmeme mecburiyetimiz bulunuyor.
Ahlâksızlık örneği
Müzakereler 3 Ekim'de başlayacak mı?
AB anayasasını halkına kabul ettiremeyen Fransız siyasetçileri, islâm karşıtlığı karünı oynarken Türkiye'ye ilerde utanç ve pişmanlık duyacakları bir düşmanlık yaptılar.
Fransa Başbakanı Villepin, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanımamasının 3 Ekim'in engeli olabileceğini söyledi. Dün de Cumhurbaşkanı Chriac "Türkiye'nin yayınladığı Kıbrıs deklarasyonunun AB'ye üye olmaya çalışan bir ülkeden beklenen ruhu taşımadığını" açıkladı.
Türkiye'ye Kıbrıs'ı tanıma mecburiyeti yükleyen sebep nedir, Chirac bunu söylemiyor.
Yok çünkü.. Türkiye'ye kapıyı kapatmak için böyle bir bahaneden yararlanmak, Almanya Dışişleri Bakanı Fischer'in deyimi ile "siyasi ahlâksızlığın acı bir örneği"dir.
Hoş bu suçlamayı Fischer, Türkiye'ye üyelik yerine imtiyazlı ortaklık öneren Hıristiyan Demokrat lider Merkel'e yöneltiyor ama Fransız siyasetçiler de aynı ahlâksızlığın ortağıdır.
Ve tümü "suç teşkil edecek kadar kör" olmakla suçlanmayı hak ediyorlar.
Üyelik kadar önemli
Aslında müzakerelerin başlaması, üyeliğin garantisi değil. AB'nin önünde Türkiye ile bağlantılı problemlerin çözümüne imkân tanıyacak en azından on yıllık bir süre vardır.
Önemli olan Türkiye'nin Avrupa değerlerini sahiplenip kurumlaştırması, toplumsal, siyasal ve ekonomik gücünü geliştirmesidir.
Türkiye üye olmadan, üyelik yolunda ilerlerken bile bunu yapıyor. Yoksa dostları (!) rahatsız eden bu mu?
Türkiye'nin Avrupa ile kırk yıllık hukuku, üyelik kapasitesini kanıtlamasına fırsat tanınmasını emrediyor.
Müzakere süreci içinde belki kendiliğinden çözülecek meseleleri bu aşamada gündeme getirip müzakere zeminini zehirlemek, iyi niyetle açıklanamaz.
Böyle bir düşmanlık, Türkiye'nin yalnız nihai hedefi olan üyeliğini önlemek olmaz, AB'nin hukuk ve demokrasi standartlarını kazanma çabalarını sabote etmek olur.
Aynca kökten dinci meydan okumalara da sorumsuz bir destek sunar..
Bu gerçeği umuyoruz göreceklerdir.
Avrupa bizim için değilse bile kendi menfaati için 3 Ekim'de üyelik müzakerelerini başlatmak zorundadır.
Yapamazlar!
Tutulacağından emin olmadığınız bir söze güvenerek yola çıkmaktan daha can sıkıcı bir şey yoktur
Haberin Devamı

