Vah adalet!

Haberin Devamı

Kanun yapanlardan uygulayanlara kadar herkes adalete karşı işlenmiş ağır bir suçun vebali altındadır bugün.

TV’lerde bütün gün izledik; katliam boyutunda cinayetler işlemiş olanlar da dahil ağır suç isnadıyla yargılanan yüzlerce, binlerce tutuklu cezaevlerinden salıverilecek.

Serbest bırakılmaları toplumu en çok rencide eden grup herhalde kurbanlarını domuz bağı ile öldürüp “mezar evler”in bodrumlarına gömen Hizbullah örgütünün üyeleriydi.

Tam 188 masumu hiçbir insana reva görülmeyecek işkencelerle katleden canavarlığın ortakları halaylar çekerek adeta adaletin katlini kutluyorlardı!

Adalet duygusu ağır darbe yemiştir.

Türkiye’de uzun bir süre hiç kimseyi adaletli bir ülkede yaşadığına inandıramazsınız.

Tutukluluk sürelerinin üst sınırını belirleyen yasanın yürürlüğe girmesi nedeniyle yaşanan karmaşa Yargıtay tarafından önlendi.

Tutukluluk süresinin ağır ceza mahkemelerinin görevine giren işlerde en çok 5 yıl, özel yetkili mahkemelerin baktığı suçlarda ise uzatmalarla 10 yıl olacağı açıklandı.

On yıl yetmiyor mu?

Adli sistemimiz, cezaevlerinde 50 bini aşkın tutuklu biriktirmiştir. Şimdi son yasa ile ilk etapta 5 bin tutuklunun salıverildiği, rakamın birkaç ay sonra 20 bini aşacağı söyleniyor.

Hapishanenin işlevi sadece suçluya ceza vermek değildir, toplumu da suça ve suçluya karşı korumaktır.

Ama müebbet hapis cezası yemiş kişiler mahkumiyet kararları Yargıtayca onanıp kesinleşmediği için bugün-yarın aramızda dolaşmaya başlayacaklardır.

Verecekleri zararların sorumlusu kimler olacak?

Taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesi, tutukluluk süresinin makul olmasını öngörüyor.

On yıl tutukluluk makul değildir. On yıl tutukluluk, hukukun üstünlüğünü sözde değil özde yaşayan toplumlar için zulümdür.

O nedenle Türkiye’de yaşanan rezaleti tahlil ederken başta yargıyı sorgulamak gerekir.

Adam, kurbanlarını nasıl vahşice katlettiğini itiraf etmiş, bu itirafı destekleyen deliller mahkemeye getirilmiş; karar vermek için daha başka ne gerekiyor?

Daha fazla kurban mı, yoksa on yıldan daha uzun zaman mı?

Gerekli olan sadece halkın kaybolan adalet duygusunu yeniden ayağa kaldırmaktır.

Daha çalışkan, daha cesur hakimlerdir savcılardır.

Yeni kanun paklar

Ayıbın büyük kısmı yargıya aittir.

Çünkü 2005 yılında Resmi Gazete’de yayınlanan bu yasa 1 Nisan 2008 tarihinde yürürlüğe girecekken doğuracağı aksaklıklar öngörülerek 31 Aralık 2010’a ertelenmiştir.

Doğal olarak yargının, yaratılan bu zamanı davaları bitirmek için değerlendirmesi gerekmez miydi? Yargının, hiçbir telkine gerek duyurmadan ortak bir bilinç geliştirmesi harika olmaz mıydı?

Haydi yargı bu olanağı değerlendiremedi; Adalet Bakanlığı doğacak hengâmeyi görüp yasanın yürürlüğünü bir kez daha ertelemek gerektiğini hükümete öneremez miydi?

Tutuklulukta on yıl, Silivri’de neyle suçlandıklarını bilmeden yatan gazeteciler ve bilim adamları için pek uzun ama Hizbullah’ın cellâtları için yetersiz bir zaman sayılacaktır çoğunluğun gözünde.

Ama şöyle bakmak gerek:

Hiç bir dava on yıldan fazla uzamamalıdır.

On yıl üst sınırdır; özel yetkili mahkemelerin eline düşen her sanık mutlaka on yıl tutuklu kalacak değildir.

Aklın emri bu ama uygulamanın yarattığı adaletsizlikler, tamiri olanaksız bir arızanın varlığını işaret ediyor.

İyi anlaşılır yeni bir yasa galiba en iyisi!

DİĞER YENİ YAZILAR