Milliyetçi öfkenin küçük bir kışkırtma ile şiddete dönüştüğü ortamlar her ülkede korku yaratır.
Çünkü tarihsel tecrübeler bu olayları "faşizmin ayak sesleri" olarak algılamak gerektiğini öğretmiştir.
Mersin'deki bayrağa saygısızlığın yarattığı infial milliyetçi hassasiyeti artırmış, çarşamba günü Trabzon'da bildiri dağıtan bir grubun bayrak yaktığı dedikodusu yüzünden bir toplumsal felâketin eşiğinden polisin basireti sayesinde dönülmüştü.
Dün etkili sivil toplum örgütleri ile 200 aydının "tüm devlet kurumlarını ve kitleleri kışkırtmayı sürdüren çevreleri" uyaran bildirisi açıklanırken Trabzon'dan yine kötü bir haber geldi:
Çarşamba günü bildiri dağıtan 5 gence yönelik linç girişimini protesto etmek amacıyla İstanbul'dan Trabzon'a giden Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Dayanışma Derneği üyesi 30 kişi Atatürk alanında basın açıklaması yapmak isterken yine saldırıya uğramış, 200 kişilik bir grup tarafından dövülmüştü.
Tehlike ne boyutta?
Ülkemize üzüntü ve utanç getirecek bir olay, çok şükür yine önlenmiştir.
Şans bize kaç defa gülecek?
Bu ülke hepimizin. Türkiye'nin istikrarına yönelik bir kastın var olabileceği ihtimaline karşı herkese görev düşüyor.
Elbette gelişmeleri abartarak toplumsal bir paranoya yaratmanın anlamı ve yararı yoktur. Çünkü böyle bir gidiş bizi korktuğumuz çatışma ortamına daha hızlı yaklaştırır.
Saygınlığını hak etmiş bir sosyolog olan Prof. Dr. Nur Vergin dün VATAN'daki köşesinde "Faşizmin siyasal ve hukuki göstergeleri şükürler olsun bizde yok" diye yazıyordu.
Ama ardından da şunu ekliyordu:
"Bir toplumu topyekûn yozlaştırma düzeni olan faşizme zemin teşkil eden sosyo-psikolojik iklim koşulları tam kadro mevcut!."
Bu kadar körlük olmaz
Demokrasinin sağlam temellere oturmadığı, toplumsal reformların geciktiği, işsizlik ve sosyal eşitsizliklerin derinleştiği, değerlerin çürüdüğü iklimlerde faşizm eğilimleri canlanıyor.
Milliyetçi duyguların incinmesi ve her kötülüğün ardında iç ve dış düşmanların bulunduğu ön kabulünün yerli yersiz kışkırtılması, tedirginliklerin oluşturduğu dinamitin fitilini ateşliyor.
İşte bu kötülüğe karşı ortak bir duyarlılık ve özveri zemininde birleşmek gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarının, kışkırtmaların "Ülkemizdeki demokrasi, sivilleşme ve barış sürecini engelleme" amaçlı olduğuna dair teşhisi doğrudur.
Dün Trabzon'a gidenler, protesto gösterisi yaparken demokratik bir ülkenin vatandaşlık haklarını kullandılar. Bu tamam.
Ama mesajlarını mutlaka Trabzon'da vermeleri şart mıydı? Çarşamba olayının travmasını yaşayan bu kentin üstüne üstüne gitmek hangi sorunu çözecekti?
Faşizm karşıtı olması gerekenler, sorumsuz kışkırtmaların odağında daha fazla görünüyorlar.
Bu kadar körlük olamayacağına göre, güvenlik güçleri ve sivil toplum onlara karşı da uyanık bulunmak zorundadır.
Uyanık olalım!
Milliyetçi öfkenin küçük bir kışkırtma ile şiddete dönüştüğü ortamlar her ülkede korku yaratır
Haberin Devamı

